Resul-i ekrem efendimiz, Kâbe’yi tavaf eden birinin gözyaşları içinde (Ey Beytin sahibi, bu beytin hürmetine beni affet) diye ağlayarak dua ettiğini görüp buyurdu ki:
- Suçun nedir de bu kadar yalvarıyorsun?
-Çok büyüktür, imkânsız anlatamam.
-Yazık sana! Karalardan da mı büyük ve ağırdır?
-Evet.
-Eyvah! Denizlerden de mi büyüktür?
-Evet.
Devamını Okumak İçin Lütfen Tıklayınız…
Cimrilik ateşi
Cami Âdâbi Ve Namaz
Cami Âdâbi Ve Namaz
Camilerde hocalarimiz, nasil abdest alinacagindan, nasil namaz kilinacagindan, cami âdâbindan pek bahsetmiyorlar. Bahsedenler varsa da çok azdir. Arkadaslarimin çoguna sordum. Abdest alirken ayaklarini üç ayri su ile üç defa yikamalari, her yikayista parmak aralarini hilâllemeleri gerekirken, muslugun altina tutup birkaç kere yikadiklarini söylediler. Hâlbuki üçten az veya fazla yikamak mekruhtur.
simdi camide riayet edilecek önemli hususlardan bazilarini bildirelim:
Yirmi Altıncı Mektub
Yirmi Altıncı Mektub
-1-
sırrına dâir “Hüccetü’1-Kur’ân Ale’ş-Şeytan ve Hizbihî” nâmiyle, İblis’i ilzam ve ehl-i tuğyânı iskât eden gâyet mühim bir Mektubdur. Bu Mektubun Dört Mebhası var.
BİRİNCİ MEBHAS
Şeytanın en müthiş hücumunu defetmekle, şeytanı öyle bir sûrette ilzam eder ki; içine girerek saklanıp vesvese edecek bir yer bırakmıyor. Ve o kadar kuvvetli delâil-i akliye ile ve katî bürhanlarla şeytanı ve şeytanın şâkirtlerini ilzam eder ki, şeytan olmasa idiler îmâna gelecektiler. Fakat, maatteessüf şeytan-ı cin ve insin, gâyet çirkin dâvÂlarını desîselerini bütün bütün ibtÂl ve defetmek için, farazî bir sûrette onların çirkin fikirlerini zikredip öyle ibtÂl ediyor. Meselâ der ki: “Eğer farazâ dediğiniz gibi, Kur’ân kelâmullah olmazsa, en âdi ve sahte bir kitap olurdu. Halbuki, meydandaki âsârıyla göstermiş ki, en Âlî bir kitaptır.” İşte bu gibi farazî tâbirâtın, titreyerek yazılmasına mecburiyet hâsıl olmuştur. Şu Mebhasın âhirinde, şeytanın sûre-i
-2- ’in fesâhat ve selâsetine dâir bir vesvese ve îtirâzını reddediyor.
İKİNCİ MEBHAS
Bir insanda, vazife ve ubûdiyet ve zât îtibârıyla üç şahsiyet bulunduğunu ve o şahsiyetlerin ahlâkı ve âsân bazen birbirine muhÂlif olduğunu beyân eder.
ÜÇÜNCÜ MEBHAS
-3-
1 Şeytandan sana bir vesvese geldiğinde Allah’a sığın. Şüphesiz ki O herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla bilendir. (Fussılet Sûresi: 36.)
2 Kaf. Şerefi pek yüce olan Kur’ân’a yemin olsun. (Kaf Sûresi:1.)
3 Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; sonra da, birbirinizi tanıyıp kaynaşasınız ve aranızdaki münâsebetleri bilesiniz diye sizi milletlere ve kabîlelere ayırdık. (Hucurât Sûresi:13.)
âyetinin, hayat-ı içtimâiye-i beşeriyenin münâsebâtına dâir gâyet mühim bir sırrını ve insanlar millet millet ve kabîle kabîle yaratılmasının mühim bir hikmetini Yedi Mesele ile tefsir ediyor. Bu Mebhas, milliyetçilere mühim bir tiryaktır. Bu zamanın en müthiş marazına gâyet nâfı’ bir ilâçtır. Ve sahtekâr hamiyetfürûşların ve yalancı milliyetperverlerin yüzlerinde perdeyi açar, sahtekârlıklarını gösterir.
DÖRDÜNCÜ MEBHAS
Altı suÂlin cevabında On Meseledir.
Birincisi
“Rabbü’1-Âlemîn” kelimesinin tefsirinde on sekiz bin Âlem dediklerinin hikmeti münâsebetiyle, birkaç nükte-i Kur’âniye beyân edilir.
İkinci Mesele
“Allah’ı bilmek, varlığını bilmenin gayrıdır, ” Muhyiddin-i Arabî, Fahreddin-i Râzî’ye demiş. Ondan murad nedir? Cevabında gâyet mühim bir mesele-i mârifetullah beyân edilmiştir.
Üçüncü Mesele
-1- âyetiyle
-2- âyetinin vech-i tevfîkı nedir?” diye suÂline, gâyet güzel ve nurlu mühim bir cevaptır.
Dördüncü Mesele
-3- hikmeti nedir?” diye suÂle, gâyet güzel ve nurlu bir cevaptır.
Dördüncü Meselenin Zeylinde Vahdâniyetin gâyet azîm bir hüccetine ve geniş ve uzun bir bürhânına muhtasar bir işarettir.
Beşinci Mesele
“Yalnız
-4- diyen,
-5- demeyen ehl-i necât olabilir mi?” suÂline karşı mühim bir cevaptır.
1 Şüphesiz Biz insanoğlunu şerefli kılmışızdır. (İsra Sûresi: 70.)
2 Şüphesiz o çok zâlim ve çok câhildir. (Ahzâb Süresi: 72.)
3 “Lâilâhe illallah” ile îmânınızı tazeleyiniz. (Hadîs-i şerif: et-Terğib Ve’t-Terhîb: 2:415.)
4 Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
5 Muhammed Allah’ın Resulüdür.
-TEVBE-
cocugum oldu..Adini Fatma koydum..Onu cok sevdim..Ve Fatma buyudukce kalbimdeki imanda onunla buyudu..Kalbimdeki isyanda azaldi onunla..
Elimde icki kadehi vardi onu icme istegiyle doldurmustum Fatma onu devirdi..daha yasi iki bile degildi..
Sanki ona bunu yaptiran Allahti!
O buyudukce kalbimdeki imanda onunla buyudu..Allaha yaklastigim her bir adimda icinde oldugum maasilerden(isyanlardan) uzaklastim biraz biraz..
Ta ki Fatma 3 yasina basana kadar..
3 Yasini bitirdiginde Fatma öldü!!
Ve Malik Ibnu Diynar devam ediyor anlatmaya:
Kizim Fatma olunce durumum vaziyetim eskisinden dahada kotu oldu..
Ve bende cevremdeki muslumanlarda olan ve beni bu buyuk uzuntuye karsi dayanmami sagliyacak sabir yoktu..
Hersey cok kotuye gidiyordu..Seytan durmadan benimle oynuyordu..Ta ki o gun geldi ve Seytan bana dediki:
“Bugun oyle bi sarhos olacaksinki daha once hic boyle sarhos olmadin!!”
Ve ben o gece icmeye ve sarhos olmaya azmetmistim..Gece boyu ictim..ictim.. ictimm!!
Oyle bir duruma gelmistimki ruyalar beni birbirine atiyordu..Taki o ruyayi gorene kadar:
Ruyamda kiyamet gunundeydim!gunes kararmis,denizler atese cevrilmis,Depremler oluyordu durmadan..
Insanlarin hepsi kiyamet gunundeydi..Insanlar zumre zumre..grup gruptu..ve ben o insanlarin arasindaydim..
Sesler duyuyordum birisi sesleniyordu:
Ey Filan oglu filan!! Cabbara hesap vermeye hadi! Diyordu ..
Ve o cagrilan insanin yuzunun rengi simsiyah olmustu duydugu o korkudan..
Bircok insane cagrildi.. ta ki kendi ismimi duyana kadar..
Ses beni cagiriyordu..Haydi Cabbara Hesap vermeye!! Diyordu..
O an cevremdeki o insane kalabaligindan kimse kalmamisti.. Kiyamet gunu..Mahser yeri bombostu..
Sonra bir anda karsimda bir fare gordum cok buyuktu(devdi),cok vahsi ve cok saldirgandi..cok gucluydu..Agzi acik bana dogru kosuyordu..
Bende duydugum korku ve dehsetten dolayi ondan kacmaya baslamistim..
Kacarken bir anda karsimda oldukca yaşli ve zayif bir adam gordum!ve ona seslendim:
-AHH!!Beni bu dev fareden kurtar!!
Bana dediki:Oglum Ben cok zayifim seni ondan kurtaracak gucum yok.Ama su yonde koş eminim kurtulusa ereceksin..
Ben onun dedigi yone dogru kosmaya basladim..Dev fare hala arkamdaydi beni kovaliyordu..Ve karsima cehennemin atesi cikti..Yuzumde hissediyordum o dehsetli sicakligi!!!
Fareyle cehennem arasinda sikismistim..
Ve kendi kendime dedimiki o an..Ben bu fareden atese dusmek icinmi kaciyorumm!!
Ve kosa kosa bana bu yolu tariff eden o zayif adama dogru kosmaya basladim..Farede pesimdeydi gittikce yaklasiyordu bana
Cok korkuyordum!!Adamin yanina geri geldim ve ona dedimki:
-Allah askina beni bu fareden kurtar yalvaririmm!
Ve yasli adam benim halime agliyordu..
Bana dediki:
Beni goruyorsun ben cok zayifim gucsuzum benim seni kurtaracak halim yok..Ama bu sefer Şu yonde koş!bu sefer insallah kurtulusa erecerksin….
Adamin dedigi yonde kostum deli gibi..Fare hala kovaliyordu bir adim arkamdan kosuyordu..Beni isiracakti az kalmisti…Ta ki karsimda o dagi gorene kadar…
O dagin ustunde birsuru bebek vardi..
Ve o dagin uzerinde bulunan cocuklarin hepsi agliyorlardi..hepside ayni seyi soyleyerek agliyor haykiriyorlardi..
Diyorlardiki:
-Ey Fatmaa!! Babana bakk! Babana Bakkk!!
Malik ibnu Diynar dediki:
O an o cocugun kizim Fatma oldugunu anlamistim..
Ve o an 3 yasinda olupte cennete gitmis bir kizim olduguna cok sevinmistim..Beni bu dehsetli korkudan(fareden) kurtarip Cennete sokacakti…
Kizim beni sag eliyle tutu ve kurtardi…
Ve sol eliyle fareyi itti..ben o an korkudan olu gibiydim..
Sonra tipki Dunyadayken oldugu gibi onu kucagima oturttum!
Bana dediki:
Ey Babacigim! Dyip su ayeti okudu bana:
ألم يأن للذين آمنوا أن تخشع قلوبهم لذكر الله
Meali: “Iman edenlerin kalplerinin Allahin Zikrine donmesinin zamani gelmedimi?”
Ona dedimki:
Kizimm!Bu fare neydi bana anlat!!
Dediki:O fare senin dunyada icinde oldugun isledigin kotu amellerindi..Onu sen besledin buyuttun ve onun seni yiyebilecek buyukluge sen ulastirdin!!
Ey Babacigimm!Sen bilmiyormusunki Dunyada islenen ameller Ahirette kiyamet gununde mucessem olarak karsimiza cikar!!
Ona dedimki:
Peki o zayif adam?
Dediki:
O Yasli ve zayif adam senin guzel amellerindi..Sen onu boyle zayif boyle gucsuz..boyle caresiz biraktinn..onu kendi haline aglattin..!!!Seni kurtarmasina izin veremicek duruma sen koydun!
Eger ben dogmasaydim ve kucuk yasta gunahsiz olarak olmeseydim seni bu dehsetten kurtaracak baska bisey yoktu!
O an uykudan aglaya aglaya uyandim!
Agzimdan cikan su kelimelerle:
Evet Allahim vakti geldi..Evett Allahimmmmmm vakti geldii!!
Hemen gusul abdesti alip giyinip camiye kosayim sabah namazina! Gunahlarimdan arinmak kendime cennet yolunu cizmek..tovbe etmek Allaha yalvarmak icinnn…
Camiye girdigim an imamin okudugu o ayet!!!
Ruyamda kizimin beni kurtardiginda okudugu ayetti!!
ألم يأن للذين آمنوا أن تخشع قلوبهم لذكر الله
Meali: “Iman edenlerin kalplerinin Allahin Zikrine donmesinin zamani gelmedimi?”
Bunlari yasayan kisi…
Tabiinlerin imamlarinin efendisi!!
MALiK BiN DiYNAR!!!
O insanlar arasinda geceler boyu aglamasiyla bilinirdi…
Ve derdiki:
Allahim! Kimin cennete girecegini,kimin cehenneme girecegini sadece sen bilirsin!
Ben bunlardan hangisiyimm???
Allahimm!!Beni cennet ehlinden eyle! Cehennem ehlinden eyleme!
Malik Bin Diynar buyuk bir tovbe etti..
Ve insanlar arasinda soyle meshur oldu:
Caminin kapisina giderdi ve insanlara seslenirdi..derdiki:
Ey asi insanlar ey gunahkar insanlar…Allahiniza donun!!Gafil insanlar….Allahiniza donunn!!!
Ey Allahtan kacan kullar..Allahiniza donunn!
Rabbin sana gece gunduz sesleniyorr!Seni cagiriyorr!!!
“BANA BIR KARIS YAKLASANA BEN BIR DIRSEK YAKLASIRIM..BANA BIR DIRSEK YAKLASANA BEN BIR KULAC YAKLASIRIM…BANA YURUYENE BEN KOSARIMM!!..
La ilahe illa ente Subhaneke…Inni kuntu min el-Zalimin(tovbe duasi)
Peygamber efendimiz bir hadis-I Serifinde soyle buyuruyor:
أن يهدي الله بيدك رجلا واحدا خير لك من الدنيا وما فيها!
Meali:
“Bir insanin hidayetine vesile olman senin icin dunyadan ve icindeki herseyden hayirlidir”
Bunu tanidiginiz herkese yollamanizi istiyorum..Cunku bildigini ogretmek haktir!
Gonderecegim kisiler bunlari biliyor demeyin,hatirlatmak efdaldir!
Belkide bir kisinin hidayetine vesile olacaksin!Ve sevaplarin en buyuklerinden kazanacaksin!
ŞEYTANIN KURAN-I KERİM’DE BAHSEDİLEN BAZI ÖZELLİKLERİ
- Sinsi ve Yalancıdır (İbrahim Suresi, 22)
- Azgın ve Kaypaktır (Hac Suresi, 3)
- Gücü Yalnızca Çağırmaya Yeter (İbrahim Suresi, 22)
- İyilikten ve Hayırdan Yana Hiçbir Yönü Yoktur (Nisa Suresi, 117)
- İnsanlar Üzerindeki Etkisi Pisliktir (Enfal Suresi, 11)
- İnsanların Şükretmelerini Engellemek İster (Araf Suresi, 17)
- İnsanlara Korku Vermeye Çalışır (Al-i İmran Suresi, 175)
- Müminlerin Arasını Bozmaya Çalışır (İsra Suresi, 53) (Maide Suresi, 91)
- İnsanları, Sözde Onlara İyilik Yaptığına İkna Etmeye Çalışır (Araf Suresi, 20-21)
- Allah’ın Adını Kullanarak Saptırmaya Çalışır (Fatır Suresi, 5-6)
- Müminlerin Zamanla Yıpranmalarını İster (Al-i İmran Suresi ,155)
- Yalan Vaadlerde Bulunur (İbrahim Suresi, 22)
- Kuruntulara ve Kuşkulara Düşürmeye Çalışır (Nisa Suresi, 119-120)
- Sapkın Amelleri Süslü ve Çekici Gösterir (Neml Suresi, 24)
- Fakirlik Korkusu Vermeye Çalışır (Bakara Suresi, 268)
- Kibir Vermeye Çalışır (Sad Suresi, 74-75)
- Gösteriş İçin İbadet Etmeye Teşvik Eder (Nisa Suresi, 38)
- Ayetlerden Uzaklaştırmaya Çalışır (Zuhruf Suresi, 36-37)
- Unutkanlık ve Dalgınlık verir (Mücadele Suresi, 19) (En’amSuresi, 68) (Kehf Suresi, 63)
- Duygusallık Telkini Yapar (İsra Suresi, 64) (Mümtehine Suresi, 1-3)
- Detaylara Daldırır (Bakara Suresi, 67-71)
- İsrafa Teşvik Eder (İsra Suresi, 26-27)
KAYNAK: ALLAHDOSTU.ORG
Namaz Niçin Önemlidir?
Çünkü “Müslüman şahsiyetin ana dokusu” nu inşa eden bir hüviyeti var namazın.
“Müslüman şahsiyetin ana dokusu”olarak da “Allah zikri ile mutmain olmuş bir kalb”i görmek gerekiyor.
Müslümanın bütün çabası,o kalbi kıvama ulaşmaktır.
Yaratılışın gayesi olan ubdiyyetin en diri hali,kalbin Allah zikri ile doymasıdır.
“Allah bes,baki heves!Allah var,gerisi boş!”
İnsan şahsiyetini O’nunla birlikte idraki istikametinde inşayı hedefler.Çünkü her şey o idrake bağlıdır.O idraki çekip alırsanız ibadetlerin içinden,geriye eğilip kalkmalar,etler,kanlar yada seyahatler kalır…İçi boşalır ibadet diye yapılanların.Ancak “durdum divanına”idrakiiçinde ve en diri ruh hali ile yapılabilirse,ibadet ibadet olur.
Hadesten taharet Manevi kirlerden arınma…Abdest,gusül bunu sağlıyor insana… Bu bir kalbi iradesi öncelikle…Abdest,görünür bir kiri temizlemiyor üzerimizden…Kalbi bir hazırlık yapıyor:Oraya,Huzur’a kalbde bir kir var mı,ona bakılmadan gidilmez demek bu.Kir,Resulullah Efendimiz’in ifadeleriyle “kalbdeki günah kalıntısı”demek…Demek,Huzur’a çıkmadan önce,en azından kalbdeki günah kalıntılarından arınma (tevbe)iradesi oluşacak…”Rabbim ,günde beş kereHuzuruna çıkıyorum ve yüreğim kapkara”diye diye kaç kere çıkabilirizRabbimizin huzuruna? Abdest alırken sular,yüreğimize yüreğimize akmalı onun için…Ve manevi kirlerden arınmış olmak anlamına “abdetsli olmak”zaman içinde bir hayat tarzına dönüşmelidir… Temizliğin ikincisi merhalesi,üst-baş ve namaz kılınacak yer temizliği anlamına”necis olan şeylerden arınma”olarak belirlenmiş.Maddi bir kirin de farkında olacak insan Yüce Huzur’a çıkarken…İçten,dışa dıştan içe külli bir arınma duygusu yaşayacak. Sonra bir giyim disiplini içine girecek.
“Vakit” Sonra vakithassasiyeti…Namaz,günü tarıyor insanı Rabbe kulluk kıvamında tutmak için…Sabah’la hergün yeniden dünyaya gelip”andı tazeleme”başlıyor,,sonra günün öğle durağında,ikindi durağında,akşam durağında Huzura’a varıp “bana verdiğin ömrü yaşıyorum ve ahdimde duruyorum”diyorsunuz.Yatsı ile “Müslüman Saati”geceyle ve yarı hayata veda anlamına gelen uyku ile buluşurken,gene Huzur’da duruyor ve günün icmalini yapıyorsunuz.”Rabbim,bana sabahı verdin,akşama çıkardın ve ben Seninleyim.Kalbim Seninle…Ahdimi bozmadan ve emaneti sunacak bir hazırlıkla geldim Huzuruna…” Kıble Sonra kıble sini bulacak…Yöneldiği yönün farkında olacak…Evet,içinizdeki kıble gercekten Rabbinize dönükse,nereye dönerseniz dönün Rabbinizin Zatı ordadır.İçinizle kıble niz O’nun Zatında birleşecek.Bir kıble yoğunlaşması yaşayacaksınız.Akan zaman içinde oluşması muhtemel yön kaymalarından kurtulacaksınız.Çizgi kaymaları olmayacak…Kıble, bütün yönelişlerin içinden taa O’nu bulma,O’na yönelme çabası olarak rekzolacak içinize…Divana durmak,ancak doğru,müstekar,zorlamalarla,savrulmalarla yalpalamayan kıble şuuru ile mümkün… Niyet Sonra Niyet…Yapılan her işin özü,iliği,gaye temerküzü,teksifi…Her hazırlık tamam ve Huzur’a girmeye hazır bir insan…Dünyadan başını almış,kurtarmış ve gelmiş…Kendisi için “İnna Lillahi ve inna ileyhi raciun”diyecek bir yürek kıvamında…Vaktini biliyor,kıblesini biliyor ve “Durdum divanına,uydum Kuran’nına cümle melekler şahit olsun ,hem dinime hem imanıma…Yönüm Kıble’ye Kıblem Kabe’ye niyet ettim…”diyor Senin için geldim diyor,Sen içimdesin diyor,Senin için daha böyle binlerce,onbinlerce vakit geleceğim diyor…Ne zaman çağırırsan geleceğim.Çünkü Ben Sana aitim ve sana döneceğim diyor…Niyet bir dünya-ahiret sınırında durmak gibi bir şey.Her şeyi bir şey için terketmek…İbadet için,Yaradan’a arz-ı ubudiyyet için… Sonra dünyanın en yüce bilgisi sesleniyor. “Allahu Ekber!” Mutlak yüceliğin,en yücesi yüceliğin Kainatın Yaratıcısına tahsisi bu… Bir yeni iklimdesin bunu söylediğinde… Allahü Ekber! Günde beş vakit onlarca kere dillere vird olan bu söz yüreğini yoğuruyorbir yücelik terbiyesi ile…Günün kıvrımlarında sırf bu tekbiri yaşamak bile başka bir insan yapar insanı…Bunu dedikten sonra,bütün yüceliklerin izafi-göreceli kaldığı bir alan haline geliyor hayat…Her şey;her şey,bütün kudretler,O Kudret’in lütfuyla var olan,ondan can alan nisbi yüceliklerhaline geliyor.Yüreğine”Allahü Ekber”bilincini yükleyen inanç adamını alçatmak mümkün müdür? “Allahü Ekber”Bir can arzı bu,Rabbin Huzuruna…La havle vela kuvvete illa billah!Kudret Seninle Rabbim,Senin elinde…Dilediğini aziz eylersin,dilediğini zelil….Kaç Fir’avn’ın burnu sürtüldü,kaç Nemrud’un gururu yerle bir oldu,kaç Ad,kaç Semud hak ile yeksan oldu Senin Yüceliğine meydan okuyup,başkaldırdı belasının anaforunda savrulurken…
Kıyam Namazı ikame…Namaz inanç adamını dimdik durduran bir ibadet…Her an adanışına hazır bir yürek var Huzurunda Rabbim.Buyruğuna muntazırım…Senin için ayaktayım,Senin için eğilirim,Senin için başımı yere koyarım… Sana en yakın olmak secdelere baş koymakta ise eğer… Tekbirler,tesbihler,tehliller Senin için. Hamd Senin için… Sensin alamlerin Rabbi… Sen Rahman,sen rahim… Mülk Senin.Din günü Senin. Ancak Sana kulluk edilir,yardım Senden istenir ancak…Doğru yol Sana dualarla bulunur ancak…Sana Senin kelamınla konuşuyorum,benim dilim yetmez Rabbim…Kur’an’dan bana öğrettiklerinle ulaşmak istiyorum Sana…Bana Sana hitab etmeyide Sen öğrettin,Odaveti Sen yaptın… Rabbin divanında günde beş kere…Son nefese kadar… Her duruşta yoğruluş,yeniden inşa oluş… Nisyana,gaflete fırsat verilmemeli… “Aradan çıkarma”duyguları yanaşmamalı namazın yanına.Her rükun.hakkı olan zamanı ve duruluğu almalı onu icra edenden…Kıyam kıyam gibi olmalı,rüku rüku gibi,secde secde gibi…Kıraat kıraat gibi…Doya doya yaşanmalı her rükun…Secdeye doymalı insan,kıyama,rükua,Kur’an’a… Sakin,duru,derüni,ruhani,secilmiş bir zaman, adanmış bir ömrün katresi gibi sunulmuş bir zaman gibi olmalı namaz zamanı… Ve sonunda en küçük dokularına kadar Namaz ruhaniyeti sinmiş,yani”Hakkın Divanında”yaşanıyor bilinci yüklenmiş bir hayata ulaşmalı namazın öncülük ettiği tüm yollar… Bunun için namaz alışkanlık haline gelmeli…Her vakti,her rek’atı,her rüknu diri diri-doya doya yaşanan bir namaz arayışı esas olmalı.
Namazların ihmaller,unutkanlıklar,dalışlar,şuurdan kopuşlar arasında kılmış ve üzerine “yazıklar olsun”damgası vurulmuşmusalliler-namaz kılanlar”dan olmamak için canhıraş bir gayret esas olmalı.Kötülüklerle aramıza set oluşturacak namazlar kılmalıyız.Yardım dileğine vesile olması için Allah tealaya sunulacak namazlar. Gözlere nur olacak namazlar. Huşu ve haşyet yüklü namazlar. Ve kalbe zikrullahın itmi’nanını,huzurunu,doyumunu,kudretini taşıyacak namzalar…Bütün çabası Namazdan mutmain bir gönülle ayrılabilmek”olacak mü’minin…Namaza öyle girecek,namazı öyle yaşayacak ve meyvesi “kalbi huzur” olacak…Kalbi Yaratan Kalbin huzuru ancak Allah’ın zikri ile olur” buyuruyorsa,ve namaz,her şeyiyle zikirden ibaretse,o zaman,namazları zikir haline getirme cehdi,mü’min için günlük hayatın en temel hassasiyeti olacak.İçimizde böyle bir namazın hasreti varsa, iyi bir noktadayız demektir.Öyleyse o namazı aramaya,yüreğimize o namazın şavkını düşürmek için gayret göstermeye ve bir gün bir namazdan o itmi’nan duygusu ile çıkıncaya kadar namazlarımıza emek vermeye devam etmeliyiz. İçi boşalmış namazlarla Huzuruna koru bizleri Rabbim.
Kıblelerimizi,niyetlerimizi,kıyamlarımızı,kıraatlerimizi,rüku ve secdelerimizi koru Rabbim.Kalblerimizi koru…Namazlarımızı hep Sana varan yollar eyle…Bütün ibadetler, şekli nizamları bir yana,özde,kişinin kalbini Allah zikri ile doyurma gayesi taşır.İnsan şahsiyetini O’nunla birlikte idraki istikametinde inşayı hedefler.Çünkü her şey o idrake bağlıdır.O idraki çekip alırsanız ibadetlerin içinden,gerye eğilip kalkmalar,aç kalmalar,etler,kanlar yada seyehatler kalır…
İçi boşalmış namazlarla Huzuruna gelmekten koru bizleri Rabbim…
Kıblelerimizi,niyetlerimizi,kıyamlarımızı,kıraatlerimizi,rüku ve secdelerimizi koru Rabbim…
Kalblerimizi koru…
Namazlarımızı hep Sana varan yollar eyle…
Amin…
İslamı Aşkla Yaşamak.
Ahmet Taşgetiren
Sarhoşluk Verici Şeylerden Sakınmak
Sarhoşluk Verici Şeylerden Sakınmak
“Ey îman edenler! İçki, kumar, (tapmaya mahsus) dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelînden birer murdardır. Onun için bun(lar)dan kaçının ki muradınıza eresiniz”
(Sûre-i Mâide: 90).
Değerli Gençler!
Allah Teâlâ insanları halketmiş, onların hayat ve sıhhatlerine elverişli gıdalarla yeryüzünü bir nimet sofrası halinde döşemiş ve faydalanmalarına müsaade etmiştir. Fakat insanın sağlığına zarar verecek şeyleri de haram kılmıştır.
Kur’ân-ı Kerimin yasakladığı şeylerden biri de içkidir. İçerisindeki alkol nisbeti düşük veya yüksek olsun, hangi ismi alırsa alsın, serhoşluk verici her şey bir içkidir ve aynı zamanda “HARAM”dır.
İçki, insanın başından aklını alan, sağlığını mahveden ve tedrici olarak ölüme sürükleyen bir zehirdir. Bu sebeple esirgeyenlerin en merhametlisi bulunan Rabbimiz, “Bundan kaçının ki felaha eresiniz” buyurmuştur.
İçki her fenalığın anası, her kötülüğün mayası ve sağlığımızın en büyük düşmanıdır. Şer kapılarının anahtarı ve insanlığın baş derdi, serhoşluk veren içkilerdir.
Hapsanedeki mahkumların, sanatoryumdaki mağdurların, tımarhanedeki mecnunların pek çoğu, içki mübtelâsı olmaları yüzünden bu acıklı duruma düşmüş bulunmaktadır.
İçki, insan vücudundaki dokuların gelişmesini engeller ve yavaş yavaş ifsat ederek ölüme sürükler.
İçki, insan vücudunun hastalıklara karşı mukavemetini azaltır ve -bilhassa- hazım cihazı hastalıklarına karşı mukavemetsiz bir hâle sürükler, hastalıkların iyileşmesini geciktirir, sinir ve akıl hastalıklarına sebep olur.
Sayılamayacak derecedeki zararlarından dolayı, âlemlere ve âdemlere rahmet olarak gönderilen Resûlullah (s.a.v.), ümmetlerini uyarmakta ve “İçkiden sakınınız. Çünkü o, her şerrin anahtarıdır” buyurmaktadır (Feyz’ül-kadir c. 1, s, 154).
Yukarıdaki âyet-i kerime meali tetkik süzgecinden geçirilecek ve üç boyutlu bir incelemeye tâbi tutulacak olursa bazı hakikatler anlaşılmış olur. Şöyle ki:
a) Cenab-ı Hak, içkiye “MURDAR” adını vermiştir. Akl-ı selim sahibi bir mü’min, bu ilâhi beyan karşısında tiksinti duyar. Zirâ Allah’ın murdar adını verdiği bir şeyden akıl, mide ve ruh tiksinmiş olur.
b) İçki, şeytanın amelinden bir iş olarak vasfedil-miştir. Çünkü ondan şerden ve zarardan başka bir şey gelmemektedir. Kim şeytanın kölesi olmaktan hoşlanmazsa içkiden uzaklaşmak zorundadır.
c) İçki ile ilgili her iş haram olduğundan dolayı sadece içmek yasaklanmakla kalmamış, içkinin tamamından uzaklaşmak emredilmiştir.
d) İçkiden uzaklaşmak, felâh ve kurtuluşa sebep olarak gösterilmiştir. Fert ve cemiyet olarak kurtuluşa ermek, içkiden ve içki ile ilgili her işten uzaklaşmaya bağlıdır.
e) İman ehlinin ne derece içkiden uzak durması gerektiğini ihtar eden bir hadîs-i şerifte şöyle buyrul-maktadır: “Zinâ eden, zinâ ettiği vakit (kâmil) mü’min olarak zina edemez. Hırsız, çaldığı sırada (olgun) mü’min olarak hırsızlık yapamaz. Şarap içen kimse, onu içtiği zaman mü’min(-i kâmil) olarak içemez” (Buhârî c. 6, s. 241; Müslim c. 1, s. 54).
Muhbiri sâdıkımız Hz. Muhammed (s.a.v.), bu manâyı teyit eden diğer bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: Allah’ı şahit tutuyorum, Allah için
şahitlik ediyorum! Andolsun ki Cebrâil bana şöyle dedi: “Yâ Muhammed, içkiye devam eden kimse puta tapan gibidir” (Feyz’ül-kadir c. 1, s. 526).
Faziletli Gençler!
Puta tapanlarla birlikte azap görmek istemezseniz, etrafınızı kuşatan alkol bağımlısı bahtsızların teşkil ettiği çemberi aşmalısınız. Ayyaş felsefesi olan konuşmaların tesirinde kalmayınız ve Allah Teâlâ’ya kul, Resûlüllah’a ümmet olmanın icaplarını yerine getirmeye çalışınız.
Akılların muallimi ve dini hükümlerin mübelliği bulunan Resûl-i âlîşân Efendimizin diğer bir hadisinde şu uyarı yapılmaktadır: “İçki, kötülüklerin anası (ve esası)dır. Kim onu içerse, kırk gün namazı kabul olunmaz. O karnında iken ölecek olursa cahiliyet (devri) ölümü ile ölmüştür” (Feyz. 3.1, s. S. 526).
İnsan vücudundaki hücrelerin kırk günlük bir hayatı vardır. Bu kadar bir zaman geçince, hücrenin ortasındaki çekirdek, müstakil bir hücre haline gelmekte ve yenilenmektedir. Bu müddet içinde alkolün tesiri altında kalmış bulunan bir vücut ile eda olunacak namazlar makbul olmaz. Borç ödense bile bu namazlar ile Rabbimizin rızası kazanılmaz. İçki içen kimsenin, varsayım olarak namaz kıldığını farzetsek bile, ibadeti Allah katında makbul ve mahbub olamaz.
İçki masasının başına dost gibi oturup kavga ve -hatta- cinayetle düşman olarak kalkanlar az değildir. Ayıldığı zaman kederinden bayılsa bile nedameti ne beşeri hukuk müvacehesinde, ne de maşeri vicdanda bir fayda vermemektedir.
Şeytanın içki vasıtasıyle insana yaptığı zararı Allah Teâlâ bir âyeti kerimede şöyle açıklamaktadır: “Şeytan, içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah’ı anmaktan alı-koymak ister Artık siz (hepiniz) vaz geçtiniz değil mi?” (Sûre-i Mâide 91).
İçki mübtelâları Allah’ı zirretmek şöyle dursun, O’nu hatıra bile getirmek istemezler. Allah’ı zikir ile kadehteki “zehir” birbirinin zıddı olan duyguları kamçılamaktadır. Zikir, ruhta heyecan ve şevk meydana getirir. İçki ise, nefiste isyanı ve behimî zevki körükler. Bu menfi duygunun akla ve ruha yaptığı tesir sonunda birçok kimsenin, içkiye başladıktan sonra namazı bıraktıkları görülmektedir.
Ferdin sağlığını tahrip eden, hısımları hasım hâline getiren ve insanları Allah’a kulluktan uzaklaştıran içkinin Allah resûlünce lanetlendiğini görüyoruz. İçkiye alışan ve bulaşan kimselerin Peygamberimiz (s.a.v.)in lanetine hedef oldukları hadîs-i nebeviyi meâl olarak tetkikinize sunuyorum:
“Resûlüllah (s.a.v.), şarap (ile ilgili) hususta on (şahs)a; (üzümü) sıkana, sıktırana, içene, taşıyana, kendisi için taşınılan kimseye, sakisine (garsonuna), satıcısına, bedelini (kazancını) yiyene, satın alana, kendisi için satın alınana lânet etmiştir” (Tuhfet’ül-Ah-vezi c. 4, s. 516-517).
Aklı ve vücudu tahrip ederek insanları tedrici olarak deliliğe sevkeden, cinayetlere ve dengesizliklere sürükleyen içki, ferdi ve toplumu zararlara uğrattığı için, müskiratla ilgili her iş lanetlenmiş bulunmaktadır. Zirâ içen olmazsa içiren olmayacak, üzümü sıktıran olmazsa ezip suyunu çıkaran bulunmayacak, satın alan olmaz ise bayiliğini yapan çıkmayacak, taşıtan olmazsa hamallığını yapan bulunmayacaktır.
Bu gibi faaliyetleri yapanlar, birbirine destek olmakta ve kollektif suç işlemektedirler. İslâm’da menfaat temini, mutlak manâda bir kazanç anlayışına dayanmamaktadır. Mefsedetleri defetmek, menfaat celbinden önce dikkate alınacaktır. Bu ölçüye ters düşen bir kazanç anlayışına heves edilmeyecektir.
Bir topluluk, ibni Abbas (r.anhüma)ya şarap alıp satmaktan sual etmişler. O, “Sizler müslümanlar mısınız?” diye sormuş. Onlar, “Evet” deyince ibn-i Abbas şöyle konuşmuş: “Şu muhakkaktır ki, şarap sat-mak, onu satın almak ve şarap (adı verilen müski-rat)da ticaret yapmak iyi olmaz ve bu davranışlar müslümanlara yakışmaz” (Müslim c. 6, s. 102).
Allah Teâlâ’nın haram kıldığı şeyler arasında hüküm bakımından bir fark yoktur Domuz alıp satmak ne kadar haram ise içki satmak da o derece yasaktır. Allah Resulünün uyarısına kulak vermeyip içki bayiliği yapan bir kimse, murdar bir işle elini kirletmiş olur. Bu ciheti tesbit eden bir hadîsi nebevide şöyle bir hatırlatma yapılmaktadır: “Kim içki satarsa, artık domuzların kasaplığını da yapsın” (Feyz’ül-kadir c. 6, s. 93).
Milletimizin Ümmîd-i İstikbali Bulunan Gençler!
İçkinin hiçbir şeyinden fayda ummayınız. İçki bağımlısı hâline gelmiş emsalinizin tesiri altında kalmayınız ve serhoş felsefesi olan konuşmalara kulak vermeyiniz. Allah Teâlâ’nın İsm-i Celâline benzeyen parmaklarınızla içki kadehini tutmayınız. Boyalı bayanlar aracılığı ile sizi içki masasının başına çekmek isteyenler olacaktır. Onlara aldanmayınız ve kanmayınız.
Allah Teâlâ nefsimizi ve neslimizi paranın haramından, kadının yamanından ve alkolün dumanından korusun.
Kaynak: Zehirliok.com
Kur’an da Bahsi Geçen İnsanlar Ve Topluluklar
İSRAİLOĞULLARI (YAHUDİLER)
Hani İsrailoğullarından, “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin” diye misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve (hâlâ) yüz çeviriyorsunuz. Hani sizden “Birbirinizin kanını dökmeyin, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayın” diye misak almıştık. Sonra sizler bunu onaylamıştınız, hâlâ (buna) şahitlik ediyorsunuz. Sonra (yine) siz, birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor ve günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz. Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azapları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez. (Bakara Suresi, 83-86)
Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. ‘Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları’ nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız. (Enam Suresi, 146)
HRİSTİYANLAR
Ve: “Biz Hristiyanlarız” diyenlerden kesin söz (misak) almıştık. Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece Biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık. Allah, yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir. (Maide Suresi, 14)
Yahudi ve Hristiyanlar: “Biz Allah’ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz” dedi. De ki: “Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O’nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah’ındır. Son varış O’nadır.” (Maide Suresi, 18)
Gerçek şu ki, iman edenlerle yahudiler, sabiîler ve Hristiyanlardan Allah’a, ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. (Maide Suresi, 69)
SABİİLER
Gerçek şu ki, iman edenlerle yahudiler, sabiîler ve hristiyanlardan Allah’a, ahiret gününe inanan ve salih amellerde bulunanlar; onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. (Maide Suresi, 69)
SEMUD TOPLUMU
Andolsun, Biz Semud (kavmine de) kardeşleri Salih’i: “Yalnızca Allah’a kulluk edin” diye (demek üzere) gönderdik. Bir de ne görsün, onlar birbirlerine düşman kesilmiş iki gruptur. (Neml Suresi, 45)
Ad’ı ve Semud’u da (yıkıma uğrattık). Gerçek şu ki, kendi oturdukları yerlerden size (durumları) belli olmaktadır kendi yaptıklarını şeytan süsleyip-çekici kıldı, böylece onları yoldan alıkoydu. Oysa onlar görebilen kimselerdi. (Ankebut Suresi, 38)
Semud ve Ad (toplumları), kâria’yı yalan saydılar. Bu nedenle Semud (halkı), korkunç bir sesle helak edildi. (Hakka Suresi, 4-5)
LUT KAVMİ
Hani Lut da kavmine şöyle demişti: “Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz? (Araf Suresi, 80)
Lut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı. (Şuara Suresi, 160)
Lut da; hani kavmine demişti ki: “Siz, açıkça gördüğünüz halde, yine de o çirkin utanmazlığı yapacak mısınız?” (Neml Suresi, 54)
Kavminin cevabı: “Lut ailesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış” demekten başka olmadı. (Neml Suresi, 56)
MEDYEN HALKI
Medyen (toplumuna da) kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik. Şuayb onlara:) Dedi ki: “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını) eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene (ıslaha) konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın. Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız.” (Araf Suresi, 85)
Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik) Böylece dedi ki: “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin ve ahiret gününü umud edin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.” (Ankebut Suresi, 36)
RESS HALKI
Ad’ı, Semud’u, Ress halkını ve bunlar arasında birçok nesilleri (yok ettik). (Furkan Suresi, 38)
BİR KASABA HALKI
(Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: “Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin.” (Kehf Suresi, 77)
YESRİB HALKI
Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: “Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün.” Onlardan bir topluluk da: “Gerçekten evlerimiz açıktır” diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı. (Ahzab Suresi, 13)
HİCR HALKI
Andolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı. (Hicr Suresi, 80)
AD HALKI
Ad (halkına da) kardeşleri Hud’u (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar) düzenlerden başkası değilsiniz. (Hud Suresi, 50)
Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Ki onları, Allah’tan başkası bilmez. Elçileri onlara apaçık delillerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: “Tartışmasız, biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkâr ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüt içindeyiz.” (İbrahim Suresi, 9)
Ad (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı. (Şuara Suresi, 123)
Rabbinin Ad (kavmin)e ne yaptığını görmedin mi? (Fecr Suresi, 6)
BEDEVİLER
Bedevilerden özür belirtenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah’a ve elçisine yalan söyleyenler de oturup kaldı. Onlardan inkar edenlere pek acı bir azap isabet edecektir. (Tevbe Suresi, 90)
Bedeviler inkar ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah’ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha ‘yatkın ve elverişlidir.’ Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. Kötü felaket onları sarsın. Allah işitendir, bilendir. Bedevilerden öyleleri de vardır ki, onlar Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini Allah katında bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama dileklerine (bir yol) sayar. Haberiniz olsun, bu gerçekten onlar için bir yakınlaşmadır. Allah da onları kendi rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 97-99)
Çevrenizdeki bedevilerden münafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, Biz onları biliriz. Biz onları iki kere azaplandıracağız, sonra onlar büyük bir azaba döndürülecekler. (Tevbe Suresi, 101)
Bedevilerden geride bırakılanlar, sana diyecekler ki: “Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile.” Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: “Şimdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa, sizin için Allah’a karşı kim herhangi birşeyle güç yetirebilir? Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır.” (Fetih Suresi, 11)
Bedevilerden geride bırakılanlara de ki: “Siz yakında zorlu savaşçı olan bir kavme çağrılacaksınız; onlarla (ya) savaşırsınız ya da (onlar) Müslüman olurlar. Bu durumda eğer itaat ederseniz, Allah, size güzel bir ecir verir; eğer bundan önce sırt çevirdiğiniz gibi (yine) sırt çevirirseniz, sizi acı bir azap ile azaplandırır.” (Fetih Suresi, 16)
Bedeviler, dedi ki: “İman ettik.” De ki: “Siz iman etmediniz; ancak “İslam (Müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Hucurat Suresi, 14)
MEDİNE HALKI
Medine halkına ve çevresindeki bedevilere, Allah’ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, ‘dayanılmaz bir açlık’ (çekmeleri), kafirleri ‘kin ve öfkeyle ayaklandıracak’ bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez. (Tevbe Suresi, 120)
TUBBA KAVMİ
Eyke halkı ve Tubba’ kavmi de. Hepsi elçileri yalanladı; böylece Benim tehdidim (onların üzerine) hak oldu. (Kaf Suresi, 14)
HZ. MUSA’NIN KAVMİ
Musa’nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır. (Araf Suresi, 159)
Onlara bir iyilik geldiği zaman “Bu bizim için” dediler; onlara bir kötülük isabet ettiğinde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir uğursuzluğu olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun, Allah katında asıl uğursuz olanlar kendileridir; ama onların çoğu bilmezler. (Araf Suresi, 131)
YUNUS KAVMİ
Ama (azap geldiği sırada) iman edip imanı kendisine yarar sağlamış -Yunus kavminin dışında- bir ülke olsaydı ya! Onlar iman ettikleri zaman dünya hayatında onlardan aşağılatıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar yararlandırdık. (Yunus Suresi, 98)
HZ. İBRAHİM VE ONUNLA BİRLİKTE OLANLAR
İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: “Biz, sizlerden ve Allah’ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik. Sizinle aramızda, siz Allah’a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir.” Ancak İbrahim’in babasına: “Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah’tan gelecek herhangi birşeye karşı senin için gücüm yetmez.” demesi hariç. “Ey Rabbimiz, biz Sana tevekkül ettik ve ‘içten Sana yöneldik.’ Dönüş Sanadır.” (Mümtehine Suresi, 4)
İKİDEN BİRİ (HZ. MUHAMMED’İN ARKADAŞI)
Siz ona (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah ona yardım etmiştir. Hani kâfirler ikiden biri olarak onu (Mekke’den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: “Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir.” Böylece Allah ona ‘huzur ve güvenlik duygusunu’ indirmişti, onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah’ın kelimesi, yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 40)
HZ. MUSA’NIN YARDIMCISI
Hani Musa genç yardımcısına demişti: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim.” Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu. (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: “Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk.” (Genç-yardımcısı) Dedi ki: “Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu.” (Musa) Dedi ki: “Bizim de aradığımız buydu.” Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler. (Kehf Suresi, 60-64)
İLİM SAHİBİ BİR KİŞİ
Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular. Musa ona dedi ki: “Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” Dedi ki: “Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin.” (Böyleyken) “Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?” (Musa:) “İnşaallah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim” dedi. Dedi ki: “Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar.” Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: “İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın.” Dedi ki: “Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?” (Musa:) “Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma” dedi. Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: “Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın.” Dedi ki: “Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?” (Musa:) “Bundan sonra sana birşey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun” dedi. (Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: “Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin.” Dedi ki: “İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim. (Kehf Suresi, 65-78)
HZ. MUSA VE KADINLAR
Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: “Bu durumunuz ne?” “Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır.” dediler. Hemencecik onların sürülerini suladı, sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: “Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım.” Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi. “Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükafaat vermek üzere seni davet etmektedir.” dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: “Korkma” dedi. “Zalimler topluluğundan kurtulmuş oldun.” O (kadın)lardan biri dedi ki: “Ey babacığım, onu ücretli olarak tut; çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o kuvvetli, güvenilir (biri)dir.” (Babaları) Dedi ki: “Doğrusu ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere, şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum; şayet on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana zorluk çıkarmak istemem; beni de inşaallah salih olanlardan bulacaksın.” (Kasas Suresi, 23-27)
TALUT VE TOPLULUĞU
Onlara Peygamberleri dedi ki: “Allah size Talut’u (melik olarak) gönderdi.” Onlar: “Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?” dediler. O (şöyle) demişti: “Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir.” Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: “Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabut’un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden ‘bir güven duygusu ve huzur’ ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden artakalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.” Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: “Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): “Bugün bizim Calut’a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok” dediler. (O zaman) Muhakkak Allah’a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: “Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 247-249)
CALUT VE ORDUSU
Onlar, Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: “Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara Suresi, 250)
KEHF EHLİ – RAKİM EHLİ
Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın? O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: “Rabbimiz, katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl). (Kehf Suresi, 9-10)
Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık. (Kehf Suresi, 12)
Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; ilah olarak biz O’ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız.” (Kehf Suresi, 14)
(İçlerinden biri demişti ki:) “Madem ki siz onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın.” (Onlara baktığında) Görürsün ki, güneş doğduğunda mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın) geniş boşluğundalardı. Bu, Allah’ın ayetlerindendir. Allah, kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi saptırırsa onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın. Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı. (Kehf Suresi, 16-18)
YE’CUC VE ME’CUC
İki seddin arasına kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu. Dediler ki: “Ey Zu’l-Karneyn, gerçekten Ye’cuc ve Me’cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?” Dedi ki: “Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır. Madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım.”
“Bana demir kütleleri getirin”, iki dağın arası eşit düzeye gelince, “Körükleyin” dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: “Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim.” Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler. (Kehf Suresi, 93-97)
Yecuc ve Mecuc (un sedleri) açıldığında, onlar her bir tepeden akın ederler; (Enbiya Suresi, 96)
BAĞ SAHİPLERİ
Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik. İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak fışkırtmıştık. (İkisinden) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: “Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm.” Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi (ve): “Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum” dedi. “Kıyamet-saati’nin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım.” Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin?” “Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.” “Bağına girdiğin zaman, ‘Maşaallah, Allah’tan başka kuvvet yoktur’ demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan.” “Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten ‘yakıp-yıkan bir afet’ gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir.” “Veya onun suyu dibe göçüverir de böylelikle onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin.” (Derken) Onun ürünleri (afetlerle) kuşatılıverdi. Artık o, uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını (esefle) oğuşturuyordu. O (bağın) çardakları yıkılmış durumdaydı, kendisi de şöyle diyordu: “Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım.” (Kehf Suresi, 32-42)
ŞEHRİN UZAĞINDAN GELEN ADAM
Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: “Ey kavmim, elçilere uyun” dedi. “Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir.” “Bana ne oluyor ki, beni yaratana kulluk etmeyecekmişim? Siz O’na döndürüleceksiniz.” “Ben, O’ndan başka ilahlar edinir miyim ki, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefaati bana birşeyle yarar sağlar, ne de onlar beni kurtarabilirler.” “O durumda ise, gerçekten ben apaçık bir sapıklık içinde olmuş olurum.” “Şüphesiz ben, sizin Rabbinize iman ettim; işte beni işitin.” Ona: “Cennete gir” denildi. O da: “Keşke benim kavmim de bir bilseydi” dedi. “Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını.” (Yasin Suresi, 20-26)
HZ. YUSUF’UN ZİNDAN ARKADAŞLARI
Onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Biri: “Ben (rüyamda) kendimi şarap sıkıyorken gördüm.” dedi. Öbürü: “Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi” dedi. “Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan görmekteyiz.” (Yusuf Suresi, 36)
İkisinden kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: “Efendinin katında beni hatırla.” Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı. (Yusuf Suresi, 42)
O iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zaman sonra hatırladı ve: “Ben bunun yorumunu size haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin” dedi. (Zindana gidip:) “Yusuf, ey doğru (sözlü insan). Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya) konusunda bize fetva ver. Umarım ki insanlara da (senin söylediklerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını) öğrenmiş olurlar.” (Yusuf Suresi, 45-46)
HZ. YUSUF’UN KARDEŞLERİ
(Babası) Demişti ki: “Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır.” (Yusuf Suresi, 5)
Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır. Onlar şöyle demişti: “Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysaki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir.” “Öldürün Yusuf’u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz.” İçlerinden bir sözcü dedi ki: “Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf’u, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın.” (Bu karara vardıktan sonra) “Ey Babamız,” dediler. “Sana ne oluyor, Yusuf’a karşı bize güvenmiyorsun? Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz.” “Sen onu yarın bizimle gönder, gönlünce gezsin, oynasın. Elbette biz onu koruyup-gözetiriz.” Dedi ki: “Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun yemesinden korkuyorum.” Dediler ki: “Andolsun, biz, birbirini kollayan bir topluluk iken, kurt onu yerse, bu durumda şüphesiz kayba uğrayan (aciz) kimseler oluruz.” Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz ona (şöyle) vahyettik: “Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin.” Akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler. Dediler ki: “Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf’u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin.” Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. “Hayır” dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (kendisinden) yardım istenecek olan Allah’tır.” (Yusuf Suresi, 7-18)
(Kuraklık başlayınca) Yusuf’un kardeşleri gelip yanına girdiler, onu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı. Onların erzak yüklerini hazırlayınca dedi ki: “Bana babanızdan olan kardeşinizi getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım.” “Eğer onu bana getirmeyecek olursanız, artık benim katımda sizin için bir ölçek (erzak) yoktur ve bana da yaklaşmayın.” Dediler ki: “Onu babasından istemeye çalışacağız ve herhalde biz bunu yapabileceğiz.” Yardımcılarına dedi ki: “Sermayelerini (erzak bedellerini) yüklerinin içine koyun. İhtimal ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki geri dönerler.” Böylelikle babalarına döndükleri zaman, dediler ki: “Ey babamız, ölçek bizden engellendi. Bu durumda kardeşimizi bizimle gönder de erzağı alalım. Onu mutlaka koruyacağız.” Dedi ki: “Daha önce kardeşi konusunda size güvendiğimden başka (bir şekilde) onun hakkında size güvenir miyim? Allah en hayırlı koruyucudur ve O, esirgeyenlerin esirgeyicisidir.” Erzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: “Ey Babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz. Bu (aldığımız) az bir ölçektir.” “Bana etrafınızın çepeçevre kuşatılması dışında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceğinize dair Allah adına kesin bir söz verinceye kadar, onu sizinle asla gönderemem.” dedi. Böylelikle ona kesin bir söz verince dedi ki: “Allah, söylediklerimize vekildir.” Ve dedi ki: “Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah’tan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm yalnızca Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O’na tevekkül etmelidirler.” Babalarının kendilerine emrettiği yerden (Mısır’a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub’un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara Allah’tan gelecek olan hiçbir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Yusuf Suresi, 58-68)
Yusuf’un yanına girdikleri zaman, o, kardeşini bağrına bastı; “Ben” dedi. “Senin gerçekten kardeşinim. Artık onların yaptıklarına üzülme.” Erzak yüklerini kendilerine hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı, sonra bir münadi (şöyle) seslendi: “Ey kafile, sizler gerçekten hırsızsınız.” Onlara doğru yönelerek: “Neyi kaybettiniz?” dediler. Dediler ki: “Hükümdarın su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan olarak) bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim.” “Allah adına, hayret” dediler. “Siz de bilmişsiniz ki, biz (bu) yere bozgunculuk çıkarmak amacıyla gelmedik ve biz hırsız değiliz.” “Öyleyse” dediler. “Eğer yalan söylüyorsanız (bunun) cezası nedir?” Dediler ki: “Bunun cezası, (su tası) yükünde bulunanın kendisidir. İşte biz zulmedenleri böyle cezalandırırız.” Böylece (Yusuf) kardeşinin kabından önce onların kablarını (yoklamaya) başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah’ın dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır. (Yusuf Suresi, 69-76)
Dediler ki: “Ey Vezir, gerçek şu ki, bunun yaşlı (ve) büyük bir babası var; onun yerine bizden birisini alıkoy. Doğrusu biz, seni iyilik yapanlardan görmekteyiz.” Dedi ki: “Eşyamızı kendisinde bulduğumuzun dışında, birisini alıkoymamızdan Allah’a sığınırız. Yoksa bu durumda kuşkusuz biz zalim oluruz.” Ondan umutlarını kestikleri zaman, (durumu) kendi aralarında görüşmek üzere bir yana çekildiler. Onların büyükleri dedi ki: “Babanızın size karşı Allah adına kesin bir söz aldığını ve daha önce Yusuf konusunda yaptığımız aşırılığı (işlediğimiz suçu) bilmiyor musunuz? Artık (bundan böyle) ben, ya babam bana izin verinceye veya Allah bana ilişkin hüküm verinceye kadar (bu) yerden kesin olarak ayrılamam. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” “Dönün babanıza ve deyin ki: ‘-Ey babamız, senin oğlun gerçekten hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın kollayıcıları değiliz.” “İçinde (yaşamakta) olduğumuz şehre sor, hem kendisinde geldiğimiz kervana da. Biz gerçekten doğruyu söyleyenleriz.” (Şehre dönüp durumu babalarına aktarınca o:) “Hayır” dedi. “Nefsiniz sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah (pek yakın bir gelecekte) onların tümünü bana getirir. Çünkü O, bilenin, hüküm ve hikmet sahibi olanın kendisidir.” (Yusuf Suresi, 78-83)
“Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin ve Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden umut kesmez.” Böylece onun (Yusuf’un) huzuruna girdikleri zaman, dediler ki: “Ey Vezir, bize ve ailemize şiddetli bir darlık dokundu; önemi olmayan bir sermaye ile geldik. Bize artık (yine) ölçeği tam olarak ver ve bize ilave bir bağışta bulun. Şüphesiz Allah, tasaddukta bulunanlara karşılığını verir.” (Yusuf) Dedi ki: “Sizler, cahiller iken Yusuf’a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?” “Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?” dediler. “Ben Yusuf’um” dedi. “Ve bu da kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufda bulundu. Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz.” Dediler ki: “Allah adına, hayret, Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir ve biz de gerçekten hataya düşenler idik.” Dedi ki: “Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur. Sizi Allah bağışlasın. O, merhametlilerin (en) merhametlisidir.” “Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin.” (Yusuf Suresi, 87-93)
(Çocukları da:) “Ey babamız, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten hataya düşenler idik” dediler.
“İleride sizin için Rabbimden bağışlanma dilerim. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir” dedi. (Yusuf Suresi, 97-98)
Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf’un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin. (Yusuf Suresi, 102)
FİRAVUN AİLESİNDEN İMANINI GİZLEYEN ADAM
Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mümin bir adam dedi ki: “Siz, benim Rabbim Allah’tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o, size Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor. Buna rağmen o eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir; ve eğer doğru sözlü ise, (o zaman da) size va’dettiklerinin bir kısmı size isabet eder. Şüphesiz Allah, ölçüyü taşıran, çok yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez.” “Ey Kavmim, bugün mülk sizindir, yeryüzünde hüküm sahibi kimselersiniz. Fakat bize Allah’tan dayanılmaz bir azap gelecek olursa bize kim yardımcı olabilecek?” Firavun dedi ki: “Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum.” İman eden (adam) dedi ki: “Ey Kavmim, ben o fırkaların gününe benzer (bir günün felaketine uğrarsınız) diye korkuyorum.” “Nuh kavmi, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir gün). Allah, kullar için zulüm istemez.” “Ve ey kavmim, doğrusu ben sizin için o feryat (edeceğiniz kıyamet) gününden korkuyorum.” “Arkanızı dönüp kaçacağınız gün; sizi Allah’tan koruyacak yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğruya yöneltecek bulunmaz.” “Andolsun, daha önce Yusuf da size apaçık belgeler getirmişti. O zaman size getirdikleri hakkında kuşkuya kapılıp durmuştunuz. Sonunda o, vefat edince, demiştiniz ki; “Allah, ondan sonra kesin olarak bir elçi göndermez.” İşte Allah, ölçüyü taşıran, şüpheci kimseyi böyle saptırır.” “Ki onlar, Allah’ın ayetleri konusunda kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın mücadele edip dururlar. (Bu,) Allah katında da, iman edenler katında da büyük bir öfke (sebebi)dir. İşte Allah, her mütekebbir zorbanın kalbini böyle mühürler.” İman eden (adam) dedi ki: “Ey Kavmim, siz bana tabi olun, ben sizi doğru yola iletip-yönelteyim.” “Ey kavmim, gerçekten bu dünya hayatı, yalnızca bir meta (kısa süreli bir yararlanma)dır. Şüphesiz ahiret, (asıl) karar kılınan yurt odur.” “Kim bir kötülük işlerse, kendi mislinden başkasıyla ceza görmez; kim de -erkek olsun, dişi olsun- bir mümin olarak salih bir amelde bulunursa, işte onlar, içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere cennete girerler.” “Ey kavmim, ne oluyor ki ben sizi kurtuluşa çağırıyorken, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.” “Siz beni Allah’a (karşı) inkar etmeye ve hakkında bilgim olmayan şeyleri O’na şirk koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, üstün ve güçlü olan, bağışlayan (Allah’)a çağırıyorum. “İmkanı yok; gerçekten sizin beni kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin, dünyada da, ahirette de çağrıda bulunma (yetkisi, gücü, değeri ve bağışlama)sı yoktur. Şüphesiz, bizim dönüşümüz Allah’adır. Ölçüyü taşıranlar, onlar ateşin halkıdırlar.” “İşte size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben de işimi Allah’a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kulları pek iyi görendir.” Sonunda Allah, onların kurdukları hileli-düzenlerinin kötülüklerinden onu korudu ve Firavun’un çevresini de azabın en kötüsü kuşatıverdi. (Mümin Suresi, 28-45)
HZ. NUH’UN VE HZ. LUT’UN EŞLERİ
Allah, inkar edenlere, Nuh’un eşini ve Lut’un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah’tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: “Ateşe diğer girenlerle birlikte girin” denildi. (Tahrim Suresi, 10)
ŞEHİR HALKININ ÜÇ ELÇİSİ
Sen onlara, o şehir halkının örneğini ver; hani oraya elçiler gelmişti. Hani onlara iki (elçi) göndermiştik, fakat ikisini yalanlamışlardı. Biz de (iki elçiyi) bir üçüncüyle güçlendirdik; böylece dediler ki: “Şüphesiz biz, size, gönderilmiş elçileriz.” Dediler ki: “Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz, Rahman (olan Allah) da herhangi birşey indirmiş değildir. Siz, yalnızca yalan söylüyorsunuz.” Dediler ki: “Rabbimiz, gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu bilir.” “Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur.” Dediler ki: “Herhalde biz, sizlerden dolayı uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size acı bir azap dokunacaktır.” Dediler ki: “Uğursuzluğunuz, sizinledir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz.” (Yasin Suresi, 13-19)
ON İKİ GÜVENİLİR GÖZETLEYİCİ
Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almıştı. Onlardan on iki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: “Gerçekten Ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah’a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır.” (Maide Suresi, 12)
HZ. NUH’UN OĞLU
(Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: “Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kafirlerle birlikte olma.” (Oğlu) Dedi ki: “Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur.” Dedi ki: “Bugün Allah’ın emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan başka bir koruyucu yoktur.” Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu. (Hud Suresi, 42-43)
HZ. İBRAHİM’İN BABASI AZER
Hani İbrahim, babası Azer’e (şöyle) demişti: “Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.” (Enam Suresi, 74)
Hani İbrahim babasına ve kendi kavmine demişti ki: “Şüphesiz ben, sizin taptıklarınızdan uzağım.” (Zuhruf Suresi, 26)
(Babası) Demişti ki: “İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git.” (Meryem Suresi, 46)
HZ. MUSA’NIN ANNESİ VE KIZKARDEŞİ
Musa’nın annesi ise, yüreği boşluk içinde sabahladı. Eğer mü’minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı. Ve onun kız kardeşine: “Onu izle,” dedi. Böylece o da, kendileri farkında değilken onu uzaktan gözetledi. Biz, daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Kızkardeşi:) “Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?” dedi. Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (Kasas Suresi, 10-13)
HZ. LUT’UN AİLESİ VE KARISI
Dediler ki: “Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik.” “Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız.” “Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır.” (Hicr Suresi, 58-60)
Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride (azap içinde kalanlar arasında) takdir ettik. Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür. (Neml Suresi, 57-58)
Dedi ki: “Onun içinde Lut da vardır.” Dediler ki: “Onun içinde kimin olduğunu Biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır.” (Ankebut Suresi, 32)
HZ. ADEM’İN İKİ OĞLU
Onlara Adem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah’a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: “Seni mutlaka öldüreceğim.” (Öbürü de:) “Allah, ancak korkup-sakınanlardan kabul eder.” “Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” “Şüphesiz kendi günahını ve benim günahımı yüklenmeni ve böylelikle ateşin halkından olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur.” Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi (tahrik edip zevkli göstererek) kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu. Derken, Allah, ona, yeri eşiyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. “Bana yazıklar olsun” dedi. “Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?” Artık o, pişman olmuştu. (Maide Suresi, 27-31)
HZ. MUHAMMED’İN EŞLERİ
Ey Peygamber, eşlerine söyle: “Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir salma tarzıyla sizi salıvereyim.” “Eğer siz Allah’ı, Resûlü’nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır.” Ey Peygamberin kadınları, sizden kim açık bir çirkin-utanmazlıkta bulunursa, onun azabı iki kat olarak arttırılır. Bu da Allah’a göre pek kolaydır. Ama sizden kim Allah’a ve Resûlü’ne gönülden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz. Ve biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır. Ey Peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin. Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah’a ve elçisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister. Evlerinizde okunmakta olan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, latiftir, haberdar olandır. (Ahzab Suresi, 28-34)
Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, o da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: “Bunu sana kim haber verdi?” O da: “Bana bilen, (herşeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi” demişti. Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah’a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalbleriniz eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril ve müminlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler. (Tahrim Suresi, 3-4)
İMRAN AİLESİ
Gerçek şu ki, Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. Hani İmran’ın karısı: “Rabbim, karnımda olanı, ‘her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak’ Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen” demişti. Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: “Rabbim, doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım.” Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi… (Al-i İmran Suresi, 33-37)
İmran’ın kızı Meryem’i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı. (Tahrim Suresi, 12)
FİRAVUN VE ÖNDE GELEN ÇEVRESİ
Sonra bunların (Peygamberlerin) ardından Musa’yı ayetlerimizle Firavun’a ve önde gelen çevresine gönderdik; onlar ona (ayetlerimize) haksızlık ettiler. İşte bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak. (Araf Suresi, 103)
Sonra bunların ardından Firavun’a ve onun önde gelen çevresine Musa’yı ve Harun’u ayetlerimizle gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler. Onlar suçlu-günahkar bir kavimdi. (Yunus Suresi, 75)
Sonunda Musa’ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı. (Yunus Suresi, 83)
Firavun’a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, ‘büyüklenen-zorba’ bir topluluktu. (Müminün Suresi, 46)
SİHİRBAZLAR
Sihirbazlar Firavun’a gelip dediler ki: “Eğer biz galip olursak, herhalde bize bir karşılık (armağan) var, değil mi?” (Araf Suresi, 113)
BÜYÜCÜLER
Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: “Bu gerçekten bilgin bir büyücüdür.”; “Sizi topraklarınızdan sürüp-çıkarmak istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz?” Dediler ki: “Onu ve kardeşini şimdilik bekletiver (vereceğin cezayı ertele), şehirlere de toplayıcılar yolla”; “Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler.” (Araf Suresi, 109-112)
Musa: “Size hak geldiğinde (böyle) mi söylersiniz? Bu bir büyü müdür? Oysa büyücüler, kurtuluşa ermezler” dedi. (Yunus Suresi, 77)
Firavun: “Bana bütün bilgin büyücüleri getirin” dedi. Büyücüler geldiğinde Musa: “Atacağınız şeyleri atın” dedi. Onlar atınca, Musa dedi ki: “Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez.” (Yunus Suresi, 79-81)
Fakat o, ‘bütün kişisel ve askeri gücüyle’ yüz çevirdi ve: “(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir” dedi. (Zariyat Suresi, 39)
Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: “Harun’un ve Musa’nın Rabbine iman ettik” dediler. (Firavun) Dedi ki: “Ben size izin vermeden önce O’na inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız.” Dediler ki: “Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla ‘tercih edip-seçmeyiz.” Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin.” “Gerçekten biz Rabbimize iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir.” (Taha Suresi, 70-73)
FİRAVUN VE ORDULARI
Bunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) ‘kınanacak işler yapıyordu.’ (Zariyat Suresi, 40)
Firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi. Firavun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi. (Taha Suresi, 78-79)
KARUN
Karun’u, Firavun’u ve Haman’ı da (yıkıma uğrattık). Andolsun, Musa onlara apaçık delillerle gelmişti, ancak yeryüzünde büyüklendiler. Oysa onlar (azaptan kurtulup) geçecek değillerdi. (Ankebut Suresi, 39)
Gerçek şu ki, Karun, Musa’nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi ona demişti ki: “Şımararak sevinme, çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez.” “Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.” Dedi ki: “Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir.” Bilmez mi, ki gerçekten Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insan-sayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkarlardan kendi günahları sorulmaz. Böylelikle kendi ihtişamlı-süsü içinde kavminin karşısına çıktı.