Cimrilik ateşi

Resul-i ekrem efendimiz, Kâbe’yi tavaf eden birinin gözyaşları içinde (Ey Beytin sahibi, bu beytin hürmetine beni affet) diye ağlayarak dua ettiğini görüp buyurdu ki:
- Suçun nedir de bu kadar yalvarıyorsun?
-Çok büyüktür, imkânsız anlatamam.
-Yazık sana! Karalardan da mı büyük ve ağırdır?
-Evet.
-Eyvah! Denizlerden de mi büyüktür?
-Evet.
Devamını Okumak İçin Lütfen Tıklayınız…

ŞEYTANIN KURAN-I KERİM’DE BAHSEDİLEN BAZI ÖZELLİKLERİ

  • Sinsi ve Yalancıdır (İbrahim Suresi, 22)
  • Azgın ve Kaypaktır (Hac Suresi, 3)
  • Gücü Yalnızca Çağırmaya Yeter (İbrahim Suresi, 22)
  • İyilikten ve Hayırdan Yana Hiçbir Yönü Yoktur (Nisa Suresi, 117)
  • İnsanlar Üzerindeki Etkisi Pisliktir (Enfal Suresi, 11)
  • İnsanların Şükretmelerini Engellemek İster (Araf Suresi, 17)
  • İnsanlara Korku Vermeye Çalışır (Al-i İmran Suresi, 175)
  • Müminlerin Arasını Bozmaya Çalışır (İsra Suresi, 53) (Maide Suresi, 91)
  • İnsanları, Sözde Onlara İyilik Yaptığına İkna Etmeye Çalışır (Araf Suresi, 20-21)
  • Allah’ın Adını Kullanarak Saptırmaya Çalışır (Fatır Suresi, 5-6)
  • Müminlerin Zamanla Yıpranmalarını İster (Al-i İmran Suresi ,155)
  • Yalan Vaadlerde Bulunur (İbrahim Suresi, 22)
  • Kuruntulara ve Kuşkulara Düşürmeye Çalışır (Nisa Suresi, 119-120)
  • Sapkın Amelleri Süslü ve Çekici Gösterir (Neml Suresi, 24)
  • Fakirlik Korkusu Vermeye Çalışır (Bakara Suresi, 268)
  • Kibir Vermeye Çalışır (Sad Suresi, 74-75)
  • Gösteriş İçin İbadet Etmeye Teşvik Eder (Nisa Suresi, 38)
  • Ayetlerden Uzaklaştırmaya Çalışır (Zuhruf Suresi, 36-37)
  • Unutkanlık ve Dalgınlık verir (Mücadele Suresi, 19) (En’amSuresi, 68) (Kehf Suresi, 63)
  • Duygusallık Telkini Yapar (İsra Suresi, 64) (Mümtehine Suresi, 1-3)
  • Detaylara Daldırır (Bakara Suresi, 67-71)
  • İsrafa Teşvik Eder (İsra Suresi, 26-27)

KAYNAK: ALLAHDOSTU.ORG

Eski muhabbetler kalmadı !

“Derdi olan dermanını arar, yolunu şaşıran bir bilene sorar ya…

İşte gönlünün derdine düşmüş birkaç kişi, zamanın maneviyat büyüğü Abdülhakim Hüseynî k.s.’ye hallerini arz etmişler.

Demişler ki:

– Efendim, uzun zamandır ziyaretinize gelip gidiyoruz. Yanınızdayken halimizde bir düzelme oluyor. Sizden ayrıldıktan sonra,
memlekete döndüğümüzde bu hal bir süre daha devam ediyor. Daha sonra halimizi muhafaza edemiyoruz. Bize ne buyurursunuz?

Hazret elini yumruk haline getirerek şöyle buyurur:

– İnsanın kalbi bu yumruk kadardır. Bunun içinde ALLAH muhabbeti olması lazımdır.

Sonra orada yanan ışığı göstererek sözlerine şöyle devam eder:

– Şu anda ışık yanıyor, etraf aydınlık. Bu ışık sönerse etraf karanlık olacak. Aynı anda hem ışık, hem karanlık olmaz. Kalbin durumu da böyledir.

Onun içinde ALLAH muhabbeti olması lazımdır. ALLAH muhabbeti yoksa başka şeyler vardır. Başka şeyler olunca kalbe ALLAH muhabbeti girmez. ALLAH muhabbetini elde etmek için de şu dört şeye devam etmek gerekir:
Mürşidi ziyaret, mürşid sohbeti, rabıta, vird…

Manevi ilim sahibi ALLAH dostları gönül doktorlarıdır. Nice hasta gönüller, onların ilaçlarıyla derman bulmuştur.
Doktora ve ilaca güvenmek, tedavinin başıdır.

“Eski muhabbetler kalmadı..” “Ah ne günlerdi o günler!” gibi ifadelerle muhabbetsizlikten yakınan birçok kardeşimiz var.

Demek ki muhabbetin eksikliğini hissediyorlar. O zaman şöyle bir düşünelim:

ALLAH, eskiden de, şimdi de, gelecekte de kullarına lütuflarda bulunur. Önceden muhabbeti veren ALLAH şimdi de verir. Halihazırda muhabbetli nice kardeşlerimiz var.

Yüce Mevlâ, acizliğinin farkına varan, muhtaç olduğunu hisseden ve tevbe eden kuluna merhamet eder, kalbine muhabbetini koyar. O kul bu muhabbet ile bütün müminleri sever ve hayırlarda yarışır.

Ama bu muhabbeti kalpte korumak, hatta çoğaltmak gerekir. Bu manevi bir sermayedir.
Bu da ancak maneviyat rehberlerinin tavsiyelerine uymakla mümkündür.

Hayata Muhabbet Tadı

Abdülhakim Hüseynî k.s. Hazretleri’nin yukarıdaki sohbetini esas alarak, hayatımızı manevi muhabbetle tatlandırmak, kardeşlik ruhunu diriltmek için önceliklerimizi şöyle sıralamamız mümkün:

ALLAH’ın samimi bir kulu ve Efendimiz s.a.v.’in sadık bir ümmeti olan, O’nun sünnetini adım adım takip etmeye çalışan bir gönül eriyle dostluk kurmak. Onunla birlikte tevbe etmek, böylece bir milat, bir başlangıç yapmak…

Şefkat nazarıyla kalbimizi ve yolumuzu aydınlatacak böyle bir ALLAH dostunu hayatımızdaki en büyük nimet olarak kabul etmek, ALLAH’ın en büyük ikramı olduğunu bilmek.

Onu sık sık ziyaret ederek, gıyabında da gönül bağı demek olan manevi rabıta ile yakınlığımızı pekiştirmek.

Tevbeyi hayat tarzı haline getirmek. Her günü, her hatırlayışı, her unutuşu tevbe vesilesi görmek, böylece gerçekten özür dileyebilen insan olmaya çalışmak.

Etrafımızda bulunan insanları da bu muhabbet sofrasına davet etmek, onların da tevbe etmelerine vesile olmaya çalışmak.

Bizim, her şeyimizin sahibi olan Yüce ALLAH’ı hep hatırlamak, her adımda O’nu hesaba katmak, O’nun hoşnutluğunu ve sevgisini kazanmak için sürekli zikri hayatın merkezine yerleştirmek.

Üstlendiğimiz günlük virdi aksatmamak.

Bu hassasiyetle yaşayan kardeşlerimizle beraber bir sohbet ağı oluşturmak.

Dostluklarımızı, arkadaşlıklarımızı, derneklerimizi, heyetlerimizi bu önceliklerin asla göz ardı edilmediği bir çerçevede tutmak…

Gönül erleri, kalpleri manevi muhabbetle dirilten reçeteyi asırlardır böyle uygulamışlardır.

Biz de bu hususları günlük yaşantımızın öncelikleri haline getirdiğimiz takdirde ALLAH’ın izniyle hayırlı geçmişimizin yolundan gitmiş oluruz.


Mehmet IŞIK

Kaynak: Menzil.net

Namaz Niçin Önemlidir?

Çünkü “Müslüman şahsiyetin ana dokusu” nu inşa eden bir hüviyeti var namazın.

“Müslüman şahsiyetin ana dokusu”olarak da “Allah zikri ile mutmain olmuş bir kalb”i görmek gerekiyor.

Müslümanın bütün çabası,o kalbi kıvama ulaşmaktır.

Yaratılışın gayesi olan ubdiyyetin en diri hali,kalbin Allah zikri ile doymasıdır.

“Allah bes,baki heves!Allah var,gerisi boş!”
İnsan şahsiyetini O’nunla birlikte idraki istikametinde inşayı hedefler.Çünkü her şey o idrake bağlıdır.O idraki çekip alırsanız ibadetlerin içinden,geriye eğilip kalkmalar,etler,kanlar yada seyahatler kalır…İçi boşalır ibadet diye yapılanların.Ancak “durdum divanına”idrakiiçinde ve en diri ruh hali ile yapılabilirse,ibadet ibadet olur.

Hadesten taharet Manevi kirlerden arınma…Abdest,gusül bunu sağlıyor insana… Bu bir kalbi iradesi öncelikle…Abdest,görünür bir kiri temizlemiyor üzerimizden…Kalbi bir hazırlık yapıyor:Oraya,Huzur’a kalbde bir kir var mı,ona bakılmadan gidilmez demek bu.Kir,Resulullah Efendimiz’in ifadeleriyle “kalbdeki günah kalıntısı”demek…Demek,Huzur’a çıkmadan önce,en azından kalbdeki günah kalıntılarından arınma (tevbe)iradesi oluşacak…”Rabbim ,günde beş kereHuzuruna çıkıyorum ve yüreğim kapkara”diye diye kaç kere çıkabilirizRabbimizin huzuruna? Abdest alırken sular,yüreğimize yüreğimize akmalı onun için…Ve manevi kirlerden arınmış olmak anlamına “abdetsli olmak”zaman içinde bir hayat tarzına dönüşmelidir… Temizliğin ikincisi merhalesi,üst-baş ve namaz kılınacak yer temizliği anlamına”necis olan şeylerden arınma”olarak belirlenmiş.Maddi bir kirin de farkında olacak insan Yüce Huzur’a çıkarken…İçten,dışa dıştan içe külli bir arınma duygusu yaşayacak. Sonra bir giyim disiplini içine girecek.

“Vakit” Sonra vakithassasiyeti…Namaz,günü tarıyor insanı Rabbe kulluk kıvamında tutmak için…Sabah’la hergün yeniden dünyaya gelip”andı tazeleme”başlıyor,,sonra günün öğle durağında,ikindi durağında,akşam durağında Huzura’a varıp “bana verdiğin ömrü yaşıyorum ve ahdimde duruyorum”diyorsunuz.Yatsı ile “Müslüman Saati”geceyle ve yarı hayata veda anlamına gelen uyku ile buluşurken,gene Huzur’da duruyor ve günün icmalini yapıyorsunuz.”Rabbim,bana sabahı verdin,akşama çıkardın ve ben Seninleyim.Kalbim Seninle…Ahdimi bozmadan ve emaneti sunacak bir hazırlıkla geldim Huzuruna…” Kıble Sonra kıble sini bulacak…Yöneldiği yönün farkında olacak…Evet,içinizdeki kıble gercekten Rabbinize dönükse,nereye dönerseniz dönün Rabbinizin Zatı ordadır.İçinizle kıble niz O’nun Zatında birleşecek.Bir kıble yoğunlaşması yaşayacaksınız.Akan zaman içinde oluşması muhtemel yön kaymalarından kurtulacaksınız.Çizgi kaymaları olmayacak…Kıble, bütün yönelişlerin içinden taa O’nu bulma,O’na yönelme çabası olarak rekzolacak içinize…Divana durmak,ancak doğru,müstekar,zorlamalarla,savrulmalarla yalpalamayan kıble şuuru ile mümkün… Niyet Sonra Niyet…Yapılan her işin özü,iliği,gaye temerküzü,teksifi…Her hazırlık tamam ve Huzur’a girmeye hazır bir insan…Dünyadan başını almış,kurtarmış ve gelmiş…Kendisi için “İnna Lillahi ve inna ileyhi raciun”diyecek bir yürek kıvamında…Vaktini biliyor,kıblesini biliyor ve “Durdum divanına,uydum Kuran’nına cümle melekler şahit olsun ,hem dinime hem imanıma…Yönüm Kıble’ye Kıblem Kabe’ye niyet ettim…”diyor Senin için geldim diyor,Sen içimdesin diyor,Senin için daha böyle binlerce,onbinlerce vakit geleceğim diyor…Ne zaman çağırırsan geleceğim.Çünkü Ben Sana aitim ve sana döneceğim diyor…Niyet bir dünya-ahiret sınırında durmak gibi bir şey.Her şeyi bir şey için terketmek…İbadet için,Yaradan’a arz-ı ubudiyyet için… Sonra dünyanın en yüce bilgisi sesleniyor. “Allahu Ekber!” Mutlak yüceliğin,en yücesi yüceliğin Kainatın Yaratıcısına tahsisi bu… Bir yeni iklimdesin bunu söylediğinde… Allahü Ekber! Günde beş vakit onlarca kere dillere vird olan bu söz yüreğini yoğuruyorbir yücelik terbiyesi ile…Günün kıvrımlarında sırf bu tekbiri yaşamak bile başka bir insan yapar insanı…Bunu dedikten sonra,bütün yüceliklerin izafi-göreceli kaldığı bir alan haline geliyor hayat…Her şey;her şey,bütün kudretler,O Kudret’in lütfuyla var olan,ondan can alan nisbi yüceliklerhaline geliyor.Yüreğine”Allahü Ekber”bilincini yükleyen inanç adamını alçatmak mümkün müdür? “Allahü Ekber”Bir can arzı bu,Rabbin Huzuruna…La havle vela kuvvete illa billah!Kudret Seninle Rabbim,Senin elinde…Dilediğini aziz eylersin,dilediğini zelil….Kaç Fir’avn’ın burnu sürtüldü,kaç Nemrud’un gururu yerle bir oldu,kaç Ad,kaç Semud hak ile yeksan oldu Senin Yüceliğine meydan okuyup,başkaldırdı belasının anaforunda savrulurken…

Kıyam Namazı ikame…Namaz inanç adamını dimdik durduran bir ibadet…Her an adanışına hazır bir yürek var Huzurunda Rabbim.Buyruğuna muntazırım…Senin için ayaktayım,Senin için eğilirim,Senin için başımı yere koyarım… Sana en yakın olmak secdelere baş koymakta ise eğer… Tekbirler,tesbihler,tehliller Senin için. Hamd Senin için… Sensin alamlerin Rabbi… Sen Rahman,sen rahim… Mülk Senin.Din günü Senin. Ancak Sana kulluk edilir,yardım Senden istenir ancak…Doğru yol Sana dualarla bulunur ancak…Sana Senin kelamınla konuşuyorum,benim dilim yetmez Rabbim…Kur’an’dan bana öğrettiklerinle ulaşmak istiyorum Sana…Bana Sana hitab etmeyide Sen öğrettin,Odaveti Sen yaptın… Rabbin divanında günde beş kere…Son nefese kadar… Her duruşta yoğruluş,yeniden inşa oluş… Nisyana,gaflete fırsat verilmemeli… “Aradan çıkarma”duyguları yanaşmamalı namazın yanına.Her rükun.hakkı olan zamanı ve duruluğu almalı onu icra edenden…Kıyam kıyam gibi olmalı,rüku rüku gibi,secde secde gibi…Kıraat kıraat gibi…Doya doya yaşanmalı her rükun…Secdeye doymalı insan,kıyama,rükua,Kur’an’a… Sakin,duru,derüni,ruhani,secilmiş bir zaman, adanmış bir ömrün katresi gibi sunulmuş bir zaman gibi olmalı namaz zamanı… Ve sonunda en küçük dokularına kadar Namaz ruhaniyeti sinmiş,yani”Hakkın Divanında”yaşanıyor bilinci yüklenmiş bir hayata ulaşmalı namazın öncülük ettiği tüm yollar… Bunun için namaz alışkanlık haline gelmeli…Her vakti,her rek’atı,her rüknu diri diri-doya doya yaşanan bir namaz arayışı esas olmalı.

Namazların ihmaller,unutkanlıklar,dalışlar,şuurdan kopuşlar arasında kılmış ve üzerine “yazıklar olsun”damgası vurulmuşmusalliler-namaz kılanlar”dan olmamak için canhıraş bir gayret esas olmalı.Kötülüklerle aramıza set oluşturacak namazlar kılmalıyız.Yardım dileğine vesile olması için Allah tealaya sunulacak namazlar. Gözlere nur olacak namazlar. Huşu ve haşyet yüklü namazlar. Ve kalbe zikrullahın itmi’nanını,huzurunu,doyumunu,kudretini taşıyacak namzalar…Bütün çabası Namazdan mutmain bir gönülle ayrılabilmek”olacak mü’minin…Namaza öyle girecek,namazı öyle yaşayacak ve meyvesi “kalbi huzur” olacak…Kalbi Yaratan Kalbin huzuru ancak Allah’ın zikri ile olur” buyuruyorsa,ve namaz,her şeyiyle zikirden ibaretse,o zaman,namazları zikir haline getirme cehdi,mü’min için günlük hayatın en temel hassasiyeti olacak.İçimizde böyle bir namazın hasreti varsa, iyi bir noktadayız demektir.Öyleyse o namazı aramaya,yüreğimize o namazın şavkını düşürmek için gayret göstermeye ve bir gün bir namazdan o itmi’nan duygusu ile çıkıncaya kadar namazlarımıza emek vermeye devam etmeliyiz. İçi boşalmış namazlarla Huzuruna koru bizleri Rabbim.

Kıblelerimizi,niyetlerimizi,kıyamlarımızı,kıraatlerimizi,rüku ve secdelerimizi koru Rabbim.Kalblerimizi koru…Namazlarımızı hep Sana varan yollar eyle…Bütün ibadetler, şekli nizamları bir yana,özde,kişinin kalbini Allah zikri ile doyurma gayesi taşır.İnsan şahsiyetini O’nunla birlikte idraki istikametinde inşayı hedefler.Çünkü her şey o idrake bağlıdır.O idraki çekip alırsanız ibadetlerin içinden,gerye eğilip kalkmalar,aç kalmalar,etler,kanlar yada seyehatler kalır…

İçi boşalmış namazlarla Huzuruna gelmekten koru bizleri Rabbim…

Kıblelerimizi,niyetlerimizi,kıyamlarımızı,kıraatlerimizi,rüku ve secdelerimizi koru Rabbim…

Kalblerimizi koru…

Namazlarımızı hep Sana varan yollar eyle…

Amin…

İslamı Aşkla Yaşamak.

Ahmet Taşgetiren