Namaz Niçin Önemlidir?

Çünkü “Müslüman şahsiyetin ana dokusu” nu inşa eden bir hüviyeti var namazın.

“Müslüman şahsiyetin ana dokusu”olarak da “Allah zikri ile mutmain olmuş bir kalb”i görmek gerekiyor.

Müslümanın bütün çabası,o kalbi kıvama ulaşmaktır.

Yaratılışın gayesi olan ubdiyyetin en diri hali,kalbin Allah zikri ile doymasıdır.

“Allah bes,baki heves!Allah var,gerisi boş!”
İnsan şahsiyetini O’nunla birlikte idraki istikametinde inşayı hedefler.Çünkü her şey o idrake bağlıdır.O idraki çekip alırsanız ibadetlerin içinden,geriye eğilip kalkmalar,etler,kanlar yada seyahatler kalır…İçi boşalır ibadet diye yapılanların.Ancak “durdum divanına”idrakiiçinde ve en diri ruh hali ile yapılabilirse,ibadet ibadet olur.

Hadesten taharet Manevi kirlerden arınma…Abdest,gusül bunu sağlıyor insana… Bu bir kalbi iradesi öncelikle…Abdest,görünür bir kiri temizlemiyor üzerimizden…Kalbi bir hazırlık yapıyor:Oraya,Huzur’a kalbde bir kir var mı,ona bakılmadan gidilmez demek bu.Kir,Resulullah Efendimiz’in ifadeleriyle “kalbdeki günah kalıntısı”demek…Demek,Huzur’a çıkmadan önce,en azından kalbdeki günah kalıntılarından arınma (tevbe)iradesi oluşacak…”Rabbim ,günde beş kereHuzuruna çıkıyorum ve yüreğim kapkara”diye diye kaç kere çıkabilirizRabbimizin huzuruna? Abdest alırken sular,yüreğimize yüreğimize akmalı onun için…Ve manevi kirlerden arınmış olmak anlamına “abdetsli olmak”zaman içinde bir hayat tarzına dönüşmelidir… Temizliğin ikincisi merhalesi,üst-baş ve namaz kılınacak yer temizliği anlamına”necis olan şeylerden arınma”olarak belirlenmiş.Maddi bir kirin de farkında olacak insan Yüce Huzur’a çıkarken…İçten,dışa dıştan içe külli bir arınma duygusu yaşayacak. Sonra bir giyim disiplini içine girecek.

“Vakit” Sonra vakithassasiyeti…Namaz,günü tarıyor insanı Rabbe kulluk kıvamında tutmak için…Sabah’la hergün yeniden dünyaya gelip”andı tazeleme”başlıyor,,sonra günün öğle durağında,ikindi durağında,akşam durağında Huzura’a varıp “bana verdiğin ömrü yaşıyorum ve ahdimde duruyorum”diyorsunuz.Yatsı ile “Müslüman Saati”geceyle ve yarı hayata veda anlamına gelen uyku ile buluşurken,gene Huzur’da duruyor ve günün icmalini yapıyorsunuz.”Rabbim,bana sabahı verdin,akşama çıkardın ve ben Seninleyim.Kalbim Seninle…Ahdimi bozmadan ve emaneti sunacak bir hazırlıkla geldim Huzuruna…” Kıble Sonra kıble sini bulacak…Yöneldiği yönün farkında olacak…Evet,içinizdeki kıble gercekten Rabbinize dönükse,nereye dönerseniz dönün Rabbinizin Zatı ordadır.İçinizle kıble niz O’nun Zatında birleşecek.Bir kıble yoğunlaşması yaşayacaksınız.Akan zaman içinde oluşması muhtemel yön kaymalarından kurtulacaksınız.Çizgi kaymaları olmayacak…Kıble, bütün yönelişlerin içinden taa O’nu bulma,O’na yönelme çabası olarak rekzolacak içinize…Divana durmak,ancak doğru,müstekar,zorlamalarla,savrulmalarla yalpalamayan kıble şuuru ile mümkün… Niyet Sonra Niyet…Yapılan her işin özü,iliği,gaye temerküzü,teksifi…Her hazırlık tamam ve Huzur’a girmeye hazır bir insan…Dünyadan başını almış,kurtarmış ve gelmiş…Kendisi için “İnna Lillahi ve inna ileyhi raciun”diyecek bir yürek kıvamında…Vaktini biliyor,kıblesini biliyor ve “Durdum divanına,uydum Kuran’nına cümle melekler şahit olsun ,hem dinime hem imanıma…Yönüm Kıble’ye Kıblem Kabe’ye niyet ettim…”diyor Senin için geldim diyor,Sen içimdesin diyor,Senin için daha böyle binlerce,onbinlerce vakit geleceğim diyor…Ne zaman çağırırsan geleceğim.Çünkü Ben Sana aitim ve sana döneceğim diyor…Niyet bir dünya-ahiret sınırında durmak gibi bir şey.Her şeyi bir şey için terketmek…İbadet için,Yaradan’a arz-ı ubudiyyet için… Sonra dünyanın en yüce bilgisi sesleniyor. “Allahu Ekber!” Mutlak yüceliğin,en yücesi yüceliğin Kainatın Yaratıcısına tahsisi bu… Bir yeni iklimdesin bunu söylediğinde… Allahü Ekber! Günde beş vakit onlarca kere dillere vird olan bu söz yüreğini yoğuruyorbir yücelik terbiyesi ile…Günün kıvrımlarında sırf bu tekbiri yaşamak bile başka bir insan yapar insanı…Bunu dedikten sonra,bütün yüceliklerin izafi-göreceli kaldığı bir alan haline geliyor hayat…Her şey;her şey,bütün kudretler,O Kudret’in lütfuyla var olan,ondan can alan nisbi yüceliklerhaline geliyor.Yüreğine”Allahü Ekber”bilincini yükleyen inanç adamını alçatmak mümkün müdür? “Allahü Ekber”Bir can arzı bu,Rabbin Huzuruna…La havle vela kuvvete illa billah!Kudret Seninle Rabbim,Senin elinde…Dilediğini aziz eylersin,dilediğini zelil….Kaç Fir’avn’ın burnu sürtüldü,kaç Nemrud’un gururu yerle bir oldu,kaç Ad,kaç Semud hak ile yeksan oldu Senin Yüceliğine meydan okuyup,başkaldırdı belasının anaforunda savrulurken…

Kıyam Namazı ikame…Namaz inanç adamını dimdik durduran bir ibadet…Her an adanışına hazır bir yürek var Huzurunda Rabbim.Buyruğuna muntazırım…Senin için ayaktayım,Senin için eğilirim,Senin için başımı yere koyarım… Sana en yakın olmak secdelere baş koymakta ise eğer… Tekbirler,tesbihler,tehliller Senin için. Hamd Senin için… Sensin alamlerin Rabbi… Sen Rahman,sen rahim… Mülk Senin.Din günü Senin. Ancak Sana kulluk edilir,yardım Senden istenir ancak…Doğru yol Sana dualarla bulunur ancak…Sana Senin kelamınla konuşuyorum,benim dilim yetmez Rabbim…Kur’an’dan bana öğrettiklerinle ulaşmak istiyorum Sana…Bana Sana hitab etmeyide Sen öğrettin,Odaveti Sen yaptın… Rabbin divanında günde beş kere…Son nefese kadar… Her duruşta yoğruluş,yeniden inşa oluş… Nisyana,gaflete fırsat verilmemeli… “Aradan çıkarma”duyguları yanaşmamalı namazın yanına.Her rükun.hakkı olan zamanı ve duruluğu almalı onu icra edenden…Kıyam kıyam gibi olmalı,rüku rüku gibi,secde secde gibi…Kıraat kıraat gibi…Doya doya yaşanmalı her rükun…Secdeye doymalı insan,kıyama,rükua,Kur’an’a… Sakin,duru,derüni,ruhani,secilmiş bir zaman, adanmış bir ömrün katresi gibi sunulmuş bir zaman gibi olmalı namaz zamanı… Ve sonunda en küçük dokularına kadar Namaz ruhaniyeti sinmiş,yani”Hakkın Divanında”yaşanıyor bilinci yüklenmiş bir hayata ulaşmalı namazın öncülük ettiği tüm yollar… Bunun için namaz alışkanlık haline gelmeli…Her vakti,her rek’atı,her rüknu diri diri-doya doya yaşanan bir namaz arayışı esas olmalı.

Namazların ihmaller,unutkanlıklar,dalışlar,şuurdan kopuşlar arasında kılmış ve üzerine “yazıklar olsun”damgası vurulmuşmusalliler-namaz kılanlar”dan olmamak için canhıraş bir gayret esas olmalı.Kötülüklerle aramıza set oluşturacak namazlar kılmalıyız.Yardım dileğine vesile olması için Allah tealaya sunulacak namazlar. Gözlere nur olacak namazlar. Huşu ve haşyet yüklü namazlar. Ve kalbe zikrullahın itmi’nanını,huzurunu,doyumunu,kudretini taşıyacak namzalar…Bütün çabası Namazdan mutmain bir gönülle ayrılabilmek”olacak mü’minin…Namaza öyle girecek,namazı öyle yaşayacak ve meyvesi “kalbi huzur” olacak…Kalbi Yaratan Kalbin huzuru ancak Allah’ın zikri ile olur” buyuruyorsa,ve namaz,her şeyiyle zikirden ibaretse,o zaman,namazları zikir haline getirme cehdi,mü’min için günlük hayatın en temel hassasiyeti olacak.İçimizde böyle bir namazın hasreti varsa, iyi bir noktadayız demektir.Öyleyse o namazı aramaya,yüreğimize o namazın şavkını düşürmek için gayret göstermeye ve bir gün bir namazdan o itmi’nan duygusu ile çıkıncaya kadar namazlarımıza emek vermeye devam etmeliyiz. İçi boşalmış namazlarla Huzuruna koru bizleri Rabbim.

Kıblelerimizi,niyetlerimizi,kıyamlarımızı,kıraatlerimizi,rüku ve secdelerimizi koru Rabbim.Kalblerimizi koru…Namazlarımızı hep Sana varan yollar eyle…Bütün ibadetler, şekli nizamları bir yana,özde,kişinin kalbini Allah zikri ile doyurma gayesi taşır.İnsan şahsiyetini O’nunla birlikte idraki istikametinde inşayı hedefler.Çünkü her şey o idrake bağlıdır.O idraki çekip alırsanız ibadetlerin içinden,gerye eğilip kalkmalar,aç kalmalar,etler,kanlar yada seyehatler kalır…

İçi boşalmış namazlarla Huzuruna gelmekten koru bizleri Rabbim…

Kıblelerimizi,niyetlerimizi,kıyamlarımızı,kıraatlerimizi,rüku ve secdelerimizi koru Rabbim…

Kalblerimizi koru…

Namazlarımızı hep Sana varan yollar eyle…

Amin…

İslamı Aşkla Yaşamak.

Ahmet Taşgetiren

Niyet Niçin Önemlidir?

Niyet denilince, aklımıza öncelikle namaz yahut oruç gelir. Bu ibadetleri yaparken Allah rızasına ermeği talep ederiz. Ve bunu işin başında hemen dile getiririz.

Rızanın zıddı riyadır.

Rıza Hak içindir, riya ise halk için. Birincisinde İlâhi teveccühe ve rahmete ermek esastır, ikincisinde ise insanlara hoş görünmek, onların takdirlerine ve alkışlarına can atmak. Bu ise bence dilenciliğin bir başka türlüsü…

Herkesin kendi nefsini beğendiği bir dünyada, riya yolunu tutmamız ve kendimizi başkalarına beğendirme sevdasına kapılmamız ne büyük gaflet! Ama gel gör ki, nefis aldanmaya can atıyor ve çıkmaz sokağa bilerek ve severek giriyor.

Dünyada mesut bir hayat sürmemiz ve ölümle başlayan ebediyet yolculuğumuzda saadet yurduna varmamız, öncelikle, bu rıza şartına bağlı.

Şu var ki, rızaya ermek saadetten daha önemlidir. Çünkü, saadet rızanın meyvesidir. Bir dilenci sizin merhametinizi celp etti mi, mesele hallolmuş demektir. İhsan ve yardımlar bu merhametten akacaktır.

Üstad Bediüzzaman hazretleri, “sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize ibadet ediniz ki takva mertebesine nail olasınız,” mealindeki âyetin tefsirinde, çok önemli bir noktaya işaret eder:

İnsan, Rabbine, öncelikle, Rabbi olduğu için ibadet etmelidir. Bu ibadetin sonunda ereceği makamlar ve lütuflar ikinci derecede kalırlar.

Bunun bir küçük misalini, büyüklerimize hürmet noktasında yaşamıyor muyuz?

Babamıza niçin hürmet ederiz?

Babamız olduğu için. Yoksa, bize hediyeler vereceği, yahut miras bırakacağı için değil. Zira bu ikinci halde, sevgimiz menfaatle karışmış, safiyetini kaybetmiş ve bulanmış olur.

İşte, âyet-i kerimede, “Allah’a ibadet edin” yerine “Rabbinize ibadet edin,” buyurulmakla bu inceliğe dikkat çekilmektedir.

Rabb’imize, Rabb’imiz olduğu için ibadet edeceğiz. Bedenimizin plânını bir damla su içine yerleştiren, o damlayı terbiye ederek insan haline getiren ve ruhumuzu duygularla donatan Rabb’imize elbette sonsuz şükür borcumuz vardır. Ve ibadet bu borcu eda etmenin en güzel ifadesidir.

Bir mümin, ibadete başlarken Allah’ın rızasını niyet etmekle bu mânânın şuurunda olduğunu da dile getirmiş oluyor.

Âyetteki bir başka incelik de ibadetin neticesi olarak takva’nın gösterilmiş olması. Yani, ibadetin gerçek meyvesi, ruhun takva ile kemale ermesidir.

Âyetin devamında, arzın bizim için bir döşek, semanın ise binamıza dam yapıldığı, semadan su indirilerek yerden rızıklar çıkarıldığı nazara verilir.

Rabbimiz, Rabülalemîn’dir. Bütün bu âlemleri O terbiye ettiği gibi, bizi de o âlemlerle terbiye eden yine Odur. Terbiyemiz âlemlerin terbiyesine bağlı. Ve biz, bütün alemleri terbiye eden Rabb’imize ibadet edeceğiz ki, ruhumuz terakki etsin; takva mertebesine ulaşalım ve böylece cehennem azabından emin kalalım.

Nur Külliyatında niyet ruha benzetilir.

“Niyet, bir ruhtur. O ruhun ruhu da ihlastır.” Mesnevi-i Nuriye

Amellerin görünen kısmı beden gibidir, gayesi ise ruh. Beden ruhla hayata kavuştuğu gibi, ameller de niyet ile canlanır ve hayatlanırlar. Niyetin ruhu ise ihlas… İbadetin sadece Allah rızası için yapılması, bir başka gaye gözetilmemesi…

Sözler’den bir müjde cümlesi:

“Hem namaz kılanın diğer mubah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. Bu surette bütün sermaye-i ömrünü, âhirete mal edebilir. Fâni ömrünü, bir cihette ibka eder.” Sözler

“Güzel niyet” denilince akla ilk gelen mânâ sünnete ittibadır.

İşlerini sünnet üzere icra eden bir müminin kalbi Allah Resulüne (a.s.m.) teveccüh etmiş demektir. Allah Resulünü (a.s.m.) hatırlamak ise kalbi doğrudan doğruya Allah’a teveccüh ettirir.

Dünya işlerimizde niyetimiz, “helâl rızık kazanmak” olursa bu güzel bir niyettir.

Zenginleşerek zekât vermeyi de isteyebiliriz. Bu da güzel bir niyettir.

“Bu zamanda i’la-yı kelimetullah, maddeten terakkiye mütevakkıftır,” sözünü rehber ederek, iktisadi yönden çok ilerilere geçip, dünya pazarlarında söz sahibi olmayı ve böylece İslâm’ın nurunun o beldelere de ulaştırmayı arzu edebiliriz. Bu da çok güzel bir niyettir.

Ama, bölgesinin yahut ülkesinin en zengini olmak için çalışmak, herkesin kendisinden söz etmesini istemek gibi nefis kokan ve şeytandan haber veren niyetler, güzel niyet cümlesine dahil olmazlar.

Bir işin “ibadet hükmünde” olması için, onda ibadet manasını ihsas eden yani kalpleri Hakka teveccüh ettirecek bir niyet bulunmalıdır.

Allah yolunda cihat eden insanla, ganimet için harp eden insan görünüşte aynı işleri yaparlar. Ama birincisi ölürse şehit olur, kalırsa gazi. İkincisi ise şehitlik şerefini peşinen kaybetmiştir. Onun için, ganimetten öte bir nasip de söz konusu değildir.

Önemli bir nokta:

İnsan, işlediği cüzi bir ameli niyet ile küllileştirebilir. Namazda, “ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz,” demekle niyetimizi küllileştirmiş oluyoruz.

Nurlarda bu bahis işlenirken üç cemaata dikkat çekilir:

Bu âyeti okurken bütün müminleri niyet edebiliriz. Yahut vücudumuzda vazife gören bütün hücrelerimizi, bütün organ ve duygularımızı kastedebiliriz. Veya kendilerine verilen vazifeleri yerine getirmekle ibadetlerini yapan bütün mahlukatı niyet edebiliriz.

Niyet konusunda üzerinde önemle durulması gereken bir hususta şu:

İbadetler gibi virtler, tesbihler de ancak Allah rızası için olmalıdırlar. Ancak bu takdirde ihlas mührünü taşır ve makbûl olurlar. İnsan bir duayı veya bir tesbihi dünya işlerinin iyi gitmesi için yaparsa ihlas bozulur ve umduğu o neticeye de ulaşamaz.

“O faideler, o evradların illeti olamaz ve ondan, onlar kasden ve bizzat istenilmeyecek. Çünki onlar fazlî bir surette, o hâlis virde talebsiz terettüb eder. Onları niyet etse, ihlası bir derece bozulur. Belki ubudiyetten çıkar ve kıymetten düşer. Lem’alar. 132

Önemli bir nokta:

Güzel bir niyet ile çirkinler güzel olur, kötü niyet ile de güzeller çirkinleşir.

“Niyette öyle bir hâsiyet vardır ki; seyyiatı hasenata ve hasenatı seyyiata tahvil eder.” Mesnevî-i Nuriye

Seyyie; kötü ve kötülük, hasene ise güzel ve güzellik mânâsına geliyor.

Zatında kötü olduğu halde niyet ile iyiler sırasına geçen fiiller için, genellikle, şu misâl verilir:

İki insanın arasını bulmak için yalan söylenebilir. Yalan zatında çirkindir, seyyiedir. Ama niyet hayırlı olunca o da hasene olur.

Yalanın yaygın olarak ve pervasızca söylendiği günümüz dünyasında, Üstad Bediüzzaman hazretleri; “Maslahat dahi yalan söylemeğe illet olamaz. Çünki muayyen bir haddi yok, su-i istimale müsaid bir bataklıktır” buyurduğu için biz bu konuya başka misâllerle yaklaşmaya çalışalım.

Meselâ, kıtal yani adam öldürmek zatında kötü bir iştir, bir seyyiedir.

“Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın.” En’am sûresi 151

Ama Hak yolunda ve haklı olarak yapılan kıtal, hasene olur ve cihat ismini alır.

Yetim malı yemek de bir seyyiedir. Değil yenmesi, ona yaklaşılması bile yasaklanmıştır. Ama, bu yaklaşmadaki maksat, o malı korumak olursa durum değişir ve seyyie hasene olur.

“Rüşdüne erinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın.” En’am sûresi, 152.

Sahasında ehil ve yetkili bir insan, İslâm aleyhindeki neşriyatı takip edebilir. Menfi yazıları okumanın güzel olmadığı açıktır. Ama niyet, bu yanlış fikirlere cevap vermek olunca bu seyyie de haseneye döner.

Hasenenin seyyieye dönüşmesine gelince, Üstad, buna “gösteriş için yapılan ibadeti” misâl verir. İbadet hasenedir, riya ise seyyie. İbadet gösteriş için yapılınca hasene seyyieye döner.

Niyet konusunu, Nurlardan sıkça sorulan bir mesele ile sona erdirmek isterim:

“…Niyet bir cihetle fıtrî ahvalin ölümüdür. Meselâ: Tevazua niyet onu ifsad eder, tekebbüre niyet onu izale eder…” Mesnevi-i Nuriye

Birinci misâlden başlayalım: Bu cümleyi “insan mütevazi olmak istiyorsa kibirli olmaya niyet etsin,” şeklinde anlamak mümkün değil. Aynı şekilde ikinci cümleyi de, “insan kendinden kibri izale etmek istiyorsa tekebbüre yani kibirlenmeye niyet etsin,” şeklinde anlayamayız.

Bu ifadelerin yer aldığı paragrafta vicdanî hükümlerden söz edilir. Demek oluyor ki, vicdanî bir mesele zaten ruhta yerini bulmuştur ve hükmünü icra etmektedir. Onun için ayrıca bir niyet gerekmez. Eğer niyet edilirse, o vicdanî hüküm gerçek mânâda ruha hâkim olmamış demektir.

İnsan tevazua niyet ediyorsa, bu kendisinde tevazuun bulunmadığındandır. “Niyetin tevazuu ifsat etmesi,” böyle anlaşılmalıdır. Aynı şekilde, birisi kibirli olmaya niyet etmişse bu niyet de onun gerçekte kibirli birisi olmadığının delilidir. Yani bu niyet, o kötü sıfatın onun ruh dünyasından uzak olduğunu gösterir.

Tevazu ve tekebbür birer fıtrî haldir. Bunlara niyet edildiğinde, o fıtrî hâl ölür. Yani, o şahısta bu halin bulunmadığı ortaya çıkar.

Diğer vicdanî hükümler de bunlara kıyas edilebilir.

Prof. Dr. Alaaddin Başar

Alyansı neden dördüncü parmağımıza takmalıyız?

Bunun, Çinlilerin  anlattığı çok güzel ve inandırıcı bir açıklaması var…

Başparmak, anne-babanızı,

İşaret parmağı, kardeşlerinizi,

Orta parmak,sizi,

Dördüncü parmak (yani yüzük parmağı), hayat arkadaşınızı,

Ve serçe parmak, çocuklarınızı temsil eder.

-İlk önce avuçlarınızı birbirine bakacak şekilde açın.

-Orta parmakları bükün ve sırt sırta birleştirin.

Daha sonra kalan dört parmağınızı da şekildeki gibi açıp, uç uca getirin.

Şimdi, anne babanızı temsil eden başparmaklarınızı ayırmaya çalışın…

Açılacaktır,çünkü anne babanız sizinle birlikte ömür boyu yaşamayacaktır. Er ya da geç onlardan ayrılmak zorundasınız.

Baş parmaklarınızı önceki gibi birleştirip, kardeşlerinizi temsil eden işaret parmaklarınızı ayırın.

Onlar da ayrılacaktır, çünkü kardeşleriniz kendi ailelerini kurup, ayrı bir hayat
seçer.

İşaret parmaklarınızı birleştirip, çocuklarınızı temsil eden serçe
parmaklarınızı ayırın.

Onlar da ayrılacak, çünkü çocuklar da evlenir ve bir
gün kendi hayatlarını kurar.

Son olarak serçe parmaklarınızı birleştirip,
eşlerinizi temsil eden yüzük parmaklarınızı ayırmaya çalışın.

Ayıramadığınızı görünce şaşıracaksınız. Çünkü karı-kocalar hayat boyu bir
arada yaşarlar… İyi günde ve kötü günde…

Allah(cc) ayırmasın

Yayınlandı:  on Aralık 14, 2008 at 9:43 pm Yorum Yapın
Tags: , , , , , , , , , , , ,

Örtünmeme Sebepleri

Örtünmek isterim, ama ikna olmam lazım
“KURANDA KESİN HÜKÜM VAR YETMEZMİ İKNA OLMANA”

Örtünmem gerekiyor, ama geleceğimi düşünmek zorundayım
“GELECEK ÖLÜM ONU DÜŞÜNDÜNMÜ”

Allah(c.c.) beni başı açık olarak da sever
“AMA GÜNAHKAR KULUM DER”

Kapalıyım, ama ailem okul için başımı açmamı istiyor
“AİLEN SENİ CEHEMMEN ATEŞİNDEN KURTARMAYACAK”

Fazla açık olmadığım için, günah olduğunu zannetmiyorum
“GÖRÜNEN HER TEL ZİNA AZMI GÜNAH ACABA”

Genç yaşta da kapanmak olmaz ki, yaşlanınca inşa Allah(c.c.)
“YAŞLANACAĞIN GARANTİ Mİ YA YARIN ÖLÜRSEN”

Tekrar açılırım düşüncesiyle, kapanmıyorum
“HELE Bİ KAPAN ONU SONRA DÜŞÜN”

Bazı özgürlüklerimin kısıtlanacağı düşüncesiyle kapanmak istemiyorum
“AllahIN KARŞISINDADA ÖZGÜR OLABİLECEKMİSİN”

Kapanmak önemli değil, önemli olan kalbinin temizliği
“KALBİN TEMİZLİĞİ GÜNAHA ENGEL DEĞİL”

Evlenince kapanırım, ;kızım evlenince kapanr;
“EVLENECEĞİN GARANTİMİ”

Güzelliğimi sergilemek istediğimden dolayı kapanmamıştım
“GÜZELLİĞİNİ SADECE EŞİNE SERGİLESEN NE GÜZEL OLUR”

Kapanırsam, diğer dini vecibelerimi de yerine getirmem gerekecek
“EE Bİ YERDEN BAŞLAMAK LAZIM”

Dinden çıkmadığıma göre başımı açmamda problem yok
“DİNDEN ÇIKMADIN AMA GÜNAHKARSIN”

Başörtü için kendimi henüz hazır hissetmiyorum
“ÖLÜNCEMİ HAZIR OLACAKSIN”

Bu zamanda da başörtü olmaz ki! Hangi çağdayız?
” GÜNAHIN BU ZAMANI O ZAMANI YOK KURAN HER ÇAĞ İÇİN İNDİ”

Kısmet, bir bakarsın kapanırız inşa Allah(c.c.)
“İNŞAllah AMA ACELE ET YAŞLANDIKTAN SONRA OLECEĞİNE DAİR SENEDİN VARMI?

Önemli olan, saç dışındaki vücudun teşhir edilmemesi
“YANİ GÜNAH SADECE VUCUDAMI VAR”

Denedim, ama boğulacak gibi oldum
“AMA İTİKAT GEREKİYOR”

Evlenememe korkusu
“SAÇIN AÇIK DİYE SENİNLE EVLENEN ERKEKTEN NE BEKLERSİNKİ”

Lise ve üniversitedeki başı açık öğrencilere dinimi anlatacağım için başımı açacağım, yani hizmet için
“KENDİNE HİZMET EDEMEYECEKSİN”

Kapanmak içimden gelmiyor
“NEDEN GÜNAH İŞLEMEK HOŞUNAMI GİDİYOR”

Başörtülülerin yeterince örnek olamamaları
“SEN ÖRTÜN VE ÖRNEK OL ONLARA

Nefsime yenik düştüğümden, kapanamıyorum….
“NEFİS ŞEYTANDIR SEN ŞEYTANA YENİKSİN GELECEĞİNİ DÜŞÜN YENİLME”