Resul-i ekrem efendimiz, Kâbe’yi tavaf eden birinin gözyaşları içinde (Ey Beytin sahibi, bu beytin hürmetine beni affet) diye ağlayarak dua ettiğini görüp buyurdu ki:
- Suçun nedir de bu kadar yalvarıyorsun?
-Çok büyüktür, imkânsız anlatamam.
-Yazık sana! Karalardan da mı büyük ve ağırdır?
-Evet.
-Eyvah! Denizlerden de mi büyüktür?
-Evet.
Devamını Okumak İçin Lütfen Tıklayınız…
Cimrilik ateşi
“YAZIKLAR OLSUN O NAMAZ KILANLARA!”
HER OKUYANI irkilten bir suredir Maun. Özellikle dört ve beşinci ayetlerde geçen “yazıklar olsun şöyle namaz kılanlara ki, kıldıkları namazdan gafildirler” bölümüne gelince, inançlı kimseler dahi hemen kendi içlerine dönüp şunu sorma ihtiyacı hissederler: Acaba bu azarlama ve ikaza benim namazım da dahil mi?
Hakikaten, bir çok Müslüman, namaz kılarken insanî bir gaflet hali yaşayabiliyor ve her an huşu içinde olamayabiliyor. Öyleyse, acaba ayetteki dehşetli azarlama ifadesine muhatap olmamak için gafletle namaz kılmaktansa kılmamak daha mı iyi?
Derin vicdanî bir sorgulamayla karşı karşıyayız. İsterseniz, bu vicdanî sorgulamaya yardımcı olabilecek bazı bilgileri hep beraber değerlendirelim. Bu âyetlerde tam olarak ne anlatılmak isteniyor?
Öncelikle beşinci âyette geçen “Onlar kıldıkları namazdan gâfildirler” kısmına bir bakalım. Bu ifadede “namazda” yerine “namazdan” şeklinde bir kullanımda bulunulması, dikkate değer bir noktadır. Bu ikisi arasında anlam bakımından çok ciddi bir fark oluşmasına rağmen, bazen okurken bu fark gözlerden kaçabiliyor. Meallerde geçen “namazdan” tabiri “namazda” ifadesinden çok farklı olmakla beraber, genel olarak insanlar tarafından bu fark algılanamamaktadır. Tedirginlik ve endişelerin önemli bir sebebi buradan kaynaklanıyor.
Dilerseniz, baştan başlayalım.
BU SURE, baştan sona kadar inkârcılardan söz etmektedir. Dördüncü ayet ise, ilk üç ayetin son üç ayetle bağlantısını temin eden bir konumdadır. Ancak, bu konumuna göre, ayette “Yazıklar olsun şöyle namaz kılanlara” yerine, “Yazıklar olsun onlara” yani; “yukarıda vasıfları belirtilen kimselere” demek icap ederdi. Burada “onlar” zamiri yerine “namaz kılanlar” sözcüğünün kullanılması, bazı hikmetlerden dolayıdır. Bir defa, ayette böylelikle bir namaz vurgusu yapılmakta, onun dindeki yeri, imanla ilişkisi gösterilmektedir. Gerçekten İslam’da namaz, imandan sonra gelir. Böyle olduğu içindir ki, ahirete imanın zayıflığı nispetinde namaza rağbet azalır. Elbette her namaz kılmayan hesap gününe inanmaz denemez. Ama her hesap gününe inanmayan namaz kılmaz. Buradan hareketle dördüncü âyeti şöyle anlamak mümkündür:
“Yazıklar olsun o hesap gününe inanmayanlara! Namaz kılan kimseler konumunda, namaz kılmakla mükellef oldukları halde, hesap gününe inanmadıkları için namazı kılmayanlara yazıklar olsun! Hesap günü geldiğinde vay onların haline!”
Bu âyette namazdan söz edilmesinin bir başka nedeni, münafıkların da namaz kılabileceklerine işaret etmek içindir. Ancak onları ele veren bir özellikleri vardır; namaz kılmakta titizlik göstermezler. Namaza üşene üşene gelirler. Namaza kalkarken de insanlara gösteriş yaparlar. Nisa Suresi 142-143 ve Tevbe 54’te münafıkların bu durumuna değinilmiştir.
Görüldüğü gibi, münafıkların ahiretten bir beklentileri olmadığı için namaza önem vermezler. Onun için “namazda” değil, “namazdan” gaflet etmektedirler.
BAZI alimlere göre Maun Suresi’nin ilk üç ayeti Mekke’de, son dört ayeti ise Medine’de inmiştir. Buradan hareketle, ilk üç ayetin müşriklere baktığı, kalan dört ayetin ise münafıklara baktığı yönünde bir kanaat ortaya konmuştur. Bazılarına göre ise ilk üç ayet, Mekke’de Ebu Cehil hakkında inmiştir. Ahiret hayatını inkâr eden odur. Son dört ayet de Medine’de Abdullan b. Ubey b. Selul ve arkadaşları hakkında inmiştir. Namazı gösteriş için kılanlar onlardır.
Kur’an’ın harika üslubuna bakın ki, inişleri itibariyle aralarında seneler bulunan bu iki kısım ayetleri okurken, hiçbir ayrılık-gayrılık söz konusu değildir. Bu husus, yalnız lafzî üslup için değil, manevî üslubu ifade eden nazm-ı maanî için de geçerlidir.
Mesela; her iki grup ayetin bahsettiği müşrik ve münafıkların ortak özelliği, hesap gününe inanmamaktır. Bu her iki grup insan da, gerçek anlamda samimi olarak namaz kılmazlar. Müşrikler hiç kılmaz. Münafıklar da gösteriş için kılarlar. Çünkü saadet asrında, münafıklar genellikle Medine’de bulunmaktaydı. Medine’de namaz kılmalarının sebebi ise Allah için değil, toplumda belli bir konumda görünmek ya da konumunu korumaktı.
BÜTÜN bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, söz konusu ayette, normal namaz kılan müminlerin, namaz kılarken gösterdiği sehiv ve gafletten değil, münafıkların gösteriş için kıldıkları namazlarından bahsedilmektedir. Nitekim, bu dördüncü ayetten önce geçen üç ayette, münafıkların, inkârcıların üç özelliğine işaret edilmiş, bu ayetten sonra gelen üç ayette ise, diğer üç özelliklerine dikkat çekilmiştir. İlk üç ayetteki özellikler, hesap gününü yalan saymak, yetimi şiddetle itip kakmak, yoksulu ve muhtacı doyurmayı hiç teşvik etmemektir. Son üç ayetteki özellikler ise şöyledir: namazdan gaflet etmek, gösteriş meraklısı olmak, en ufak bir yardımdan bile kaçınmak. Bu altı ayetteki altı özelliği üst üste koyduğumuzda, hesap gününe inanmayan münafıkların inançsızlığı görülecektir.
Bu noktada akla şöyle bir soru gelebilir: Peki Kur’an’da neden Müslümanlara da ucu dokunan böyle bir üslup tercih edilmiştir?
Bu tercihin asıl nedeni, Müslümanların da kıssadan hisse çıkarmalarına imkân tanımaktır. Ta ki; samimi müminler, münafıkların vasıflarını taşımaktan çekinsinler, hesap gününe olan imanlarını her an pekiştirmeye çalışsınlar, hesap vereceklerini unutmasınlar. Özellikle namazı terk etmesinler, vaktinden tehir etmesinler, namazda iken mümkün oldukça zihinlerini dünyevî meşguliyetten uzak tutsunlar. Mevlana’nın ifadesiyle “baş yerde kuyruk havada, iki yatış bir kıntış bakıştan ibaret bir gösteri haline getirmesinler!”
Allah hepimize namazlarımızı en güzel ve en kabule layık şekliyle kılmayı nasip etsin
KAYNAK: İSMAİLAGACAMİİ.COM
ŞEYTANIN KURAN-I KERİM’DE BAHSEDİLEN BAZI ÖZELLİKLERİ
- Sinsi ve Yalancıdır (İbrahim Suresi, 22)
- Azgın ve Kaypaktır (Hac Suresi, 3)
- Gücü Yalnızca Çağırmaya Yeter (İbrahim Suresi, 22)
- İyilikten ve Hayırdan Yana Hiçbir Yönü Yoktur (Nisa Suresi, 117)
- İnsanlar Üzerindeki Etkisi Pisliktir (Enfal Suresi, 11)
- İnsanların Şükretmelerini Engellemek İster (Araf Suresi, 17)
- İnsanlara Korku Vermeye Çalışır (Al-i İmran Suresi, 175)
- Müminlerin Arasını Bozmaya Çalışır (İsra Suresi, 53) (Maide Suresi, 91)
- İnsanları, Sözde Onlara İyilik Yaptığına İkna Etmeye Çalışır (Araf Suresi, 20-21)
- Allah’ın Adını Kullanarak Saptırmaya Çalışır (Fatır Suresi, 5-6)
- Müminlerin Zamanla Yıpranmalarını İster (Al-i İmran Suresi ,155)
- Yalan Vaadlerde Bulunur (İbrahim Suresi, 22)
- Kuruntulara ve Kuşkulara Düşürmeye Çalışır (Nisa Suresi, 119-120)
- Sapkın Amelleri Süslü ve Çekici Gösterir (Neml Suresi, 24)
- Fakirlik Korkusu Vermeye Çalışır (Bakara Suresi, 268)
- Kibir Vermeye Çalışır (Sad Suresi, 74-75)
- Gösteriş İçin İbadet Etmeye Teşvik Eder (Nisa Suresi, 38)
- Ayetlerden Uzaklaştırmaya Çalışır (Zuhruf Suresi, 36-37)
- Unutkanlık ve Dalgınlık verir (Mücadele Suresi, 19) (En’amSuresi, 68) (Kehf Suresi, 63)
- Duygusallık Telkini Yapar (İsra Suresi, 64) (Mümtehine Suresi, 1-3)
- Detaylara Daldırır (Bakara Suresi, 67-71)
- İsrafa Teşvik Eder (İsra Suresi, 26-27)
KAYNAK: ALLAHDOSTU.ORG
Namaz Niçin Önemlidir?
Çünkü “Müslüman şahsiyetin ana dokusu” nu inşa eden bir hüviyeti var namazın.
“Müslüman şahsiyetin ana dokusu”olarak da “Allah zikri ile mutmain olmuş bir kalb”i görmek gerekiyor.
Müslümanın bütün çabası,o kalbi kıvama ulaşmaktır.
Yaratılışın gayesi olan ubdiyyetin en diri hali,kalbin Allah zikri ile doymasıdır.
“Allah bes,baki heves!Allah var,gerisi boş!”
İnsan şahsiyetini O’nunla birlikte idraki istikametinde inşayı hedefler.Çünkü her şey o idrake bağlıdır.O idraki çekip alırsanız ibadetlerin içinden,geriye eğilip kalkmalar,etler,kanlar yada seyahatler kalır…İçi boşalır ibadet diye yapılanların.Ancak “durdum divanına”idrakiiçinde ve en diri ruh hali ile yapılabilirse,ibadet ibadet olur.
Hadesten taharet Manevi kirlerden arınma…Abdest,gusül bunu sağlıyor insana… Bu bir kalbi iradesi öncelikle…Abdest,görünür bir kiri temizlemiyor üzerimizden…Kalbi bir hazırlık yapıyor:Oraya,Huzur’a kalbde bir kir var mı,ona bakılmadan gidilmez demek bu.Kir,Resulullah Efendimiz’in ifadeleriyle “kalbdeki günah kalıntısı”demek…Demek,Huzur’a çıkmadan önce,en azından kalbdeki günah kalıntılarından arınma (tevbe)iradesi oluşacak…”Rabbim ,günde beş kereHuzuruna çıkıyorum ve yüreğim kapkara”diye diye kaç kere çıkabilirizRabbimizin huzuruna? Abdest alırken sular,yüreğimize yüreğimize akmalı onun için…Ve manevi kirlerden arınmış olmak anlamına “abdetsli olmak”zaman içinde bir hayat tarzına dönüşmelidir… Temizliğin ikincisi merhalesi,üst-baş ve namaz kılınacak yer temizliği anlamına”necis olan şeylerden arınma”olarak belirlenmiş.Maddi bir kirin de farkında olacak insan Yüce Huzur’a çıkarken…İçten,dışa dıştan içe külli bir arınma duygusu yaşayacak. Sonra bir giyim disiplini içine girecek.
“Vakit” Sonra vakithassasiyeti…Namaz,günü tarıyor insanı Rabbe kulluk kıvamında tutmak için…Sabah’la hergün yeniden dünyaya gelip”andı tazeleme”başlıyor,,sonra günün öğle durağında,ikindi durağında,akşam durağında Huzura’a varıp “bana verdiğin ömrü yaşıyorum ve ahdimde duruyorum”diyorsunuz.Yatsı ile “Müslüman Saati”geceyle ve yarı hayata veda anlamına gelen uyku ile buluşurken,gene Huzur’da duruyor ve günün icmalini yapıyorsunuz.”Rabbim,bana sabahı verdin,akşama çıkardın ve ben Seninleyim.Kalbim Seninle…Ahdimi bozmadan ve emaneti sunacak bir hazırlıkla geldim Huzuruna…” Kıble Sonra kıble sini bulacak…Yöneldiği yönün farkında olacak…Evet,içinizdeki kıble gercekten Rabbinize dönükse,nereye dönerseniz dönün Rabbinizin Zatı ordadır.İçinizle kıble niz O’nun Zatında birleşecek.Bir kıble yoğunlaşması yaşayacaksınız.Akan zaman içinde oluşması muhtemel yön kaymalarından kurtulacaksınız.Çizgi kaymaları olmayacak…Kıble, bütün yönelişlerin içinden taa O’nu bulma,O’na yönelme çabası olarak rekzolacak içinize…Divana durmak,ancak doğru,müstekar,zorlamalarla,savrulmalarla yalpalamayan kıble şuuru ile mümkün… Niyet Sonra Niyet…Yapılan her işin özü,iliği,gaye temerküzü,teksifi…Her hazırlık tamam ve Huzur’a girmeye hazır bir insan…Dünyadan başını almış,kurtarmış ve gelmiş…Kendisi için “İnna Lillahi ve inna ileyhi raciun”diyecek bir yürek kıvamında…Vaktini biliyor,kıblesini biliyor ve “Durdum divanına,uydum Kuran’nına cümle melekler şahit olsun ,hem dinime hem imanıma…Yönüm Kıble’ye Kıblem Kabe’ye niyet ettim…”diyor Senin için geldim diyor,Sen içimdesin diyor,Senin için daha böyle binlerce,onbinlerce vakit geleceğim diyor…Ne zaman çağırırsan geleceğim.Çünkü Ben Sana aitim ve sana döneceğim diyor…Niyet bir dünya-ahiret sınırında durmak gibi bir şey.Her şeyi bir şey için terketmek…İbadet için,Yaradan’a arz-ı ubudiyyet için… Sonra dünyanın en yüce bilgisi sesleniyor. “Allahu Ekber!” Mutlak yüceliğin,en yücesi yüceliğin Kainatın Yaratıcısına tahsisi bu… Bir yeni iklimdesin bunu söylediğinde… Allahü Ekber! Günde beş vakit onlarca kere dillere vird olan bu söz yüreğini yoğuruyorbir yücelik terbiyesi ile…Günün kıvrımlarında sırf bu tekbiri yaşamak bile başka bir insan yapar insanı…Bunu dedikten sonra,bütün yüceliklerin izafi-göreceli kaldığı bir alan haline geliyor hayat…Her şey;her şey,bütün kudretler,O Kudret’in lütfuyla var olan,ondan can alan nisbi yüceliklerhaline geliyor.Yüreğine”Allahü Ekber”bilincini yükleyen inanç adamını alçatmak mümkün müdür? “Allahü Ekber”Bir can arzı bu,Rabbin Huzuruna…La havle vela kuvvete illa billah!Kudret Seninle Rabbim,Senin elinde…Dilediğini aziz eylersin,dilediğini zelil….Kaç Fir’avn’ın burnu sürtüldü,kaç Nemrud’un gururu yerle bir oldu,kaç Ad,kaç Semud hak ile yeksan oldu Senin Yüceliğine meydan okuyup,başkaldırdı belasının anaforunda savrulurken…
Kıyam Namazı ikame…Namaz inanç adamını dimdik durduran bir ibadet…Her an adanışına hazır bir yürek var Huzurunda Rabbim.Buyruğuna muntazırım…Senin için ayaktayım,Senin için eğilirim,Senin için başımı yere koyarım… Sana en yakın olmak secdelere baş koymakta ise eğer… Tekbirler,tesbihler,tehliller Senin için. Hamd Senin için… Sensin alamlerin Rabbi… Sen Rahman,sen rahim… Mülk Senin.Din günü Senin. Ancak Sana kulluk edilir,yardım Senden istenir ancak…Doğru yol Sana dualarla bulunur ancak…Sana Senin kelamınla konuşuyorum,benim dilim yetmez Rabbim…Kur’an’dan bana öğrettiklerinle ulaşmak istiyorum Sana…Bana Sana hitab etmeyide Sen öğrettin,Odaveti Sen yaptın… Rabbin divanında günde beş kere…Son nefese kadar… Her duruşta yoğruluş,yeniden inşa oluş… Nisyana,gaflete fırsat verilmemeli… “Aradan çıkarma”duyguları yanaşmamalı namazın yanına.Her rükun.hakkı olan zamanı ve duruluğu almalı onu icra edenden…Kıyam kıyam gibi olmalı,rüku rüku gibi,secde secde gibi…Kıraat kıraat gibi…Doya doya yaşanmalı her rükun…Secdeye doymalı insan,kıyama,rükua,Kur’an’a… Sakin,duru,derüni,ruhani,secilmiş bir zaman, adanmış bir ömrün katresi gibi sunulmuş bir zaman gibi olmalı namaz zamanı… Ve sonunda en küçük dokularına kadar Namaz ruhaniyeti sinmiş,yani”Hakkın Divanında”yaşanıyor bilinci yüklenmiş bir hayata ulaşmalı namazın öncülük ettiği tüm yollar… Bunun için namaz alışkanlık haline gelmeli…Her vakti,her rek’atı,her rüknu diri diri-doya doya yaşanan bir namaz arayışı esas olmalı.
Namazların ihmaller,unutkanlıklar,dalışlar,şuurdan kopuşlar arasında kılmış ve üzerine “yazıklar olsun”damgası vurulmuşmusalliler-namaz kılanlar”dan olmamak için canhıraş bir gayret esas olmalı.Kötülüklerle aramıza set oluşturacak namazlar kılmalıyız.Yardım dileğine vesile olması için Allah tealaya sunulacak namazlar. Gözlere nur olacak namazlar. Huşu ve haşyet yüklü namazlar. Ve kalbe zikrullahın itmi’nanını,huzurunu,doyumunu,kudretini taşıyacak namzalar…Bütün çabası Namazdan mutmain bir gönülle ayrılabilmek”olacak mü’minin…Namaza öyle girecek,namazı öyle yaşayacak ve meyvesi “kalbi huzur” olacak…Kalbi Yaratan Kalbin huzuru ancak Allah’ın zikri ile olur” buyuruyorsa,ve namaz,her şeyiyle zikirden ibaretse,o zaman,namazları zikir haline getirme cehdi,mü’min için günlük hayatın en temel hassasiyeti olacak.İçimizde böyle bir namazın hasreti varsa, iyi bir noktadayız demektir.Öyleyse o namazı aramaya,yüreğimize o namazın şavkını düşürmek için gayret göstermeye ve bir gün bir namazdan o itmi’nan duygusu ile çıkıncaya kadar namazlarımıza emek vermeye devam etmeliyiz. İçi boşalmış namazlarla Huzuruna koru bizleri Rabbim.
Kıblelerimizi,niyetlerimizi,kıyamlarımızı,kıraatlerimizi,rüku ve secdelerimizi koru Rabbim.Kalblerimizi koru…Namazlarımızı hep Sana varan yollar eyle…Bütün ibadetler, şekli nizamları bir yana,özde,kişinin kalbini Allah zikri ile doyurma gayesi taşır.İnsan şahsiyetini O’nunla birlikte idraki istikametinde inşayı hedefler.Çünkü her şey o idrake bağlıdır.O idraki çekip alırsanız ibadetlerin içinden,gerye eğilip kalkmalar,aç kalmalar,etler,kanlar yada seyehatler kalır…
İçi boşalmış namazlarla Huzuruna gelmekten koru bizleri Rabbim…
Kıblelerimizi,niyetlerimizi,kıyamlarımızı,kıraatlerimizi,rüku ve secdelerimizi koru Rabbim…
Kalblerimizi koru…
Namazlarımızı hep Sana varan yollar eyle…
Amin…
İslamı Aşkla Yaşamak.
Ahmet Taşgetiren
İSLAM’DA SÛİZANDAN SAKINMAK
İL:KÜTAHYA AY-YIL:TEMMUZ-2007
TARİH:27/07/2007
İSLAM’DA SÛİZANDAN SAKINMAK
وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلاَّ ظَنّاً إَنَّ الظَّنَّ لاَ يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئاً إِنَّ اللّهَ عَلَيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ
Değerli Mü’minler!
İslam dini; sosyal ilişkilere, ahlâkî davranışlara, kişilik haklarının korunmasına, güven, huzur ve barış ortamını yok edecek, kavga, tartışma ve dargınlıklara sebep olacak davranışlardan kaçınılmasına büyük önem vermiştir. Bu sebeple sosyal ilişkileri zedeleyen, temel hakları ihlal eden ve ahlakî zafiyete sebep teşkil eden su-izan, dedikodu, gıybet, iftira, yalan, tecessüs gibi… Söz, fiil ve davranışları yasaklamıştır. Bu davranışlardan biri de su-izandır. Sûizan; Bir insan hakkında kötü zanda bulunmak, art niyetli düşünmektir.
Muhterem Mü’minler!
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır. “Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir”[1] ayette sûizan ve gıybet açıkça yasaklanmakta; suizannın günah, gıybet etmenin ölü bir insanın etini yemek mesabesinde olduğu ifade edilmektedir. Bu itibarla kişi kendisiyle aynı inancı paylaşan Müslüman kardeşi hakkında suizan değil hüsnü zan beslemelidir. Zira iman, ahlâk ve kardeşlik bunu gerektirir. Müslümanın, Müslüman kardeşi hakkında iyi düşünmesi ve ona güvenmesi hem dininin ve hem de insanlığın gereğidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) hadislerinde “Zandan sakının, zira zan, sözlerin en yalanıdır…” buyurarak suizannı sevmediği ve yasakladığı davranışlardan olan yalancılıkla ilişkilendirmektedir. Peygamberimiz (s.a.v) hadisin devamında bizleri şöyle uyarmaktadır. “Ey Müslümanlar! Tecessüs etmeyin (Birbirinizin kusurunu araştırmayın) haber koklamayın, haksız yere rekabet etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin tutmayın, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allahın kulları! Kardeş olun. Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez. Kişiye şer olarak Müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her Müslümanın diğer Müslüman’a malı, kanı ve ırzı haramdır. Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Hz. Peygamber eliyle göğsünü işaret ederek “Takva şuradadır.”[2]
Peygamber Efendimiz burada özellikle Müslümanın ırzı, namusu ve malının dokunulmaz oluşu ile şekillerin, renklerin ve dış görünüşün değil ihlâsın, takvanın ve imanın önemine vurgu yapmıştır. Bu hususun sûizanla ilgisi vardır. Çünkü insanlar genellikle önce kalplerinde birbirleri hakkında sûizanda bulunurlar, daha sonra bunun dedikodusunu yaparak arkadan çekiştirirler ve böylece çok çirkin bir davranış olan gıybet etmiş olurlar.
Aziz Cemaat!
Dinimiz, aile ve toplum hayatının güvenli ve huzurlu olmasına, fertlerin güzel ahlaklı olmasına büyük önem vermiştir. Suûizan, aile ve toplumun güven ve huzurunu yok eden, fertlerin gayr-i ahlâkî olmasına neden olan kötü davranışlardan biridir. Bu sebeple Yüce Rabbimiz ve Sevgili Peygamberimiz tarafından yasaklanmıştır. Bu vesile ile sûizanda bulunan kişi, hem tövbe etmelidir, hem de hakkında zanda bulunduğu kişiden helâllik alması gerekir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bizleri şöyle ikaz etmektedir.” Müslümanların eksiklerini, ayıplarını araştırmayın. Zira her kim Müslümanların ayıplarını araştırırsa, Allah Teâlâ da onun ayıbını (kusurunu) tâkip eder, nihayet evinin içinde bile onu rezil ve rüsvây eder.”[3]
Bu hadisi şerife binaen dinimiz, bir kimsenin ayıplarını, kusur ve hatalarını araştırıp, açığa vurmayı yasaklarken, kul hakkına taalluk etmeyen, zulüm ve haksızlık olmayan, söylenilmesi ve sûizanda bulunulması halinde kimseye fayda sağlamayan türden olanlarını örtmeyi ahlâki bir fazilet olarak değerlendirmiştir.
Muhterem Cemaat!
Öyleyse bizler! Çok kıymetli olan ömür sermayemizi Allah’ın rızası doğrultusunda harcamalı, Kur’an ahlakına ters düşen davranışları terk etmeli, nefis muhasebesi yaparak kötü duygu ve düşüncelerimizi terk etmeliyiz.
Hutbemi, başında okumuş olduğum ayet-i kerime meali ile bitiriyorum.” İnsanların çoğu, sırf kuru bir zan ardında gider. Fakat zan haktan hiçbir şey ifade etmez. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını tamamen bilmektedir.”[4]
HUTBEYİ HAZIRLAYININ ADI VE SOYADI
İbrahim BALKAN
Valide Camii İmam-Hatibi
KÜTAHYA
[1] - Hucurat, 12
[2] - Buhari, Vesâyâ, 8
[3] - Ebu Davud, Edeb, 44
[4] - Yunus, 36