Secde

Nasreddin Hoca ile arkadaşları Konya’da bir eve akşam yemeğine davet edilmişler. Ev eski ve ahşap, bastıkça tahtalar gıcırdıyor, hoca laf atmış :
-Evin tahtaları ses veriyor!
Adam ukala ya :
-Bizim ev pek sofudur, ara sıra zikreder!
Hoca laf altında kalır mı :
-Ya aşka gelip secdeye varırsa?

Yayınlandı:  on Ekim 20, 2009 at 7:46 pm Yorum Yapın
Tags: , , , , , , ,

Camileri Müze Olarak Kullanmak…

Geçen hafta Selimiye Camiine gittim. Tehıyyat-ül-mescid namazını kıldım. Ama camiye girerken de çıkarken de o ne eziyettir Allah’ım sanki insanlar Allah(cc)’ın evine değil de müzeye gelmişler. Bazı hanımlar sağ olsunlar tenezzül edip kafalarını kapamış ancak bedenlerinin geri kalan kısmına kumaş yetirememişler ki  kapatmadan gelmişler (ben diyorum tekstil ölmez diye işte bu yüzden bakın insanlar daha örtünmeye kumaş bulamıyorlar). Birde dikkatimi çeken şu oldu caminin 4/1 lik bir kısmını ayırmışlar birde yazı asmışlar ”namaz kılanlara aittir”. Kardeşim o caminin yapılış amacı ibadet için mekan oluşturmak değimli? Cami ibadethane değimlidir?  Ne demek şimdi bu 4/1 lik kısım namaz kılanlara ait kalan kısmda kılmayın… (şimdi diyeceksiniz ki adamlar kılmayın demiyor). Hayır aksine kılmayın diyorlar çünkü namazın kılınacağı yeri belirlemişler.

Yetkililere diyebileceğim bişey yok onlarında eli kolu bağlı. Nedense insanlarda garip bir anlayış oluştu Cami = Müze, büyük ve eski cami = büyük ve eski Müze diye. Kardeşim anlayın beni ne olur camiler müze değildir. Oraya girmenin bir adabı vardır. Oranın adının cami oluşunun bir anlamı var.

Bakınız:  Cami Âdâbi Ve Namaz

Hakan GÜNER

ZAMANIMIZIN SÖZDE MODERN HANIMLARINA!!!

“Ümmetimin son dönemlerinde öyle kadınlar çıkar ki onlar görünürde giyinmişlerdir, fakat (elbiselerinin inceliği, darlığı ve kısalığından) çıplak hükmündedirler. Onlar saçlarını toplayıp öyle şekil verirler ki başları deve hörgücüne benzer. Onlar cennete giremez ve cennetin kokusunu bile alamazlar.” Müslim, Libâs, 125.

Tevbede Israr Etmek

İnsan, hiçbir zaman, Allah-u Zülcelal’in affından umudunu kesmemelidir. Bir günah işlediği zaman, şeytan: “Sen Allah’a asi oldun. Artık senin tevbeni de kabul etmez.” Tevbe edeceği zaman: “Eğer tevbe eder, sonrada günah işlersen Allah seni daha şiddetli cezalandırır.” Tevbe ettiği zaman da: “Bir günah işlemekle bir şey olmaz. Yine tevbe edersin” diye vesveseler vererek insanı kandırmaya çalışır.

Ona kulak asmadan her zaman tevbe ipine sımsıkı sarılmak, Allah-u Zülcelal’ den af ve mağfiret talep etmek lazımdır. Rivayete göre bir adam, bir evliyanın yanına gelerek,

“Allah-u Zülcelal’ in kapısına her duruşumda, bir bela beni alıkoyuyor. Ne yapayım” diye sormuş; O evliya zatta şöyle cevap vermiştir: “Annesinin himayesinde bulunan küçük çocuk gibi ol. Nasıl ki annesi o çocuğu dövdüğü zaman, çocuk annesinin yanında ağlar, annesi onu affedip kucağına alıncaya kadar onun yanından ayrılmazsa, sende öyle ol.”

O evliyanın sözü ne güzel bir derstir. İnsan her ne yaparsa yapsın, daima Allah’a tevbe edip yalvarmalı, O’nun kapısından ayrılmamalıdır. Allah-u Zülcelal onun bu samimiyetini gördüğü zaman mutlaka affedecektir. Nitekim bir ayet-i kerimede: “…  Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki” (Ali İmran; 135) buyurmuştur.

İnsan günahlarından tevbe ettikten sonra, bu tevbesinin kabul olup olmadığını kendisi de bir takım alametlerden anlayabilir. Bu alametler şunlardır:

  • Dilini boş ve lüzumsuz sözden, gıybet, yalan, koğculuktan muhafaza etmesi,
  • Kalbinde herhangi bir kimse için kin, hased veya riya, kibir gibi hastalıklar kaybolmaya başlaması,
  • Kötü kimselerden uzaklaşmaya başlaması,
  • Allah-u Zülcelal’in emir ve nehiylerinin üzerinde gayret göstermesi

Unutmamak lazımdır ki, Allah-u Zülcelal bir kimseye hayır murad ederse, iyi insanlarla karşılaştırır ve günahlarından dolayı kalbine pişmanlık verir ve doğru yola iletir. Netice olarak, bütün bu anlatılanlardan anlaşıldığına göre, günahların üzerinde devam edip tevbeyi terketmenin Allah-u Zülcelal’ in rızasına giden cennet yolunun üzerinde büyük bir engel olduğu ve insanın hem dünyasına hem de ahiretine büyük zarar verdiği, tevbeyi sevmenin, tevbe ile ferahlanmanın ve tevbenin üzerinde devam etmenin ise cennet yolunun üzerinde büyük bir rehber olduğu anlaşıldı.

Kendisini selamete çıkaracak olan sebeplerin arkasına düşmek, akıllı ve ahiretinin üzerine meraklı olan kimselerin işidir. Tevbede insanı cehennemden muhafaza edip Cennet-i Alâ ya müstehak etmektedir. Onun için Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede: “Onlar, istiğfarın üzerine devam ettikçe, onlara azap vermem.” (Bakara 279) buyurmuştur.

Tevbe insan için öyle kıymetli bir nimettir ki, insan onun mükafatını bir görseydi, her nefesinde tevbe ederdi. Allah-u Zülcelal kullarını affetmek için çok küçük sebeplere bakmaktadır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadis-i şeriflerinde:

“Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbe etmeleri için geceleyin kudret elini açar. Gece günah işleyenlerin tevbe etmeleri için gündüz kudret elini açar. Bu durum güneşin battığı yerden doğmasına (kıyamete) kadar devam eder.” (Müslim)

buyurmuştur.

Yani Allah-u Zülcelal bizi affetmek için küçük bir pişmanlığımıza bakarken, bizim O’ndan ve O’nun rızasına götürecek olan tevbeden uzak durmamız ve bu büyük mükafatı kaçırmamız çok yanlıştır.

Tevbenin üzerinde sabit duran kimse bir dağa benzer. Dağında dört alameti vardır,

  1. Hararet onu eritmez.
  2. Soğuk onu dondurmaz.
  3. Rüzgar onu sarsmaz.
  4. Sel onu götüremez.

Kim de dağ gibi olursa, dünyada ve ahirette Allah-u Zülcelal onu muhafaza eder. Onun için insan daima günahların çirkinliğini ve Allah-u Zülcelal’in bu günahlara karşılık vereceği azabı düşünüp, kendi acizliğini de bilerek günahların üzerine öyle gitmelidir.

Bir karıncanın ısırmasına ve güneşin sıcaklığına katlanamayan insan, cehennemin ateşine ve akreplerin, yılanların sokmasına nasıl dayanabilir. Öyle ise diğer insanlarla aramızda bulunan günahlardan dolayı o kimselerden helallik dilemek, namaz, oruç zekat gibi kaçırdığımız ibadetlerimize sarılmak ve geçmişte yapmadıklarımızı kaza etmeye gayret etmek; Allah-u Zülcelal’in içki içmek, zina yapmak gibi haram kılmış olduğu günahlardan dolayı da: “Ya Rabbi! Bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım. Keşke yapmasaydım. İnşaallah bir daha ben yapmayacağım” diyerek, pişman olmuş, samimi bir kalple tevbe etmemiz, hepimiz için tek kurtuluştur.

Unutmamamız lazımdır ki:

“Gerçekten Allah çokça tevbe edenleri ve güzelce temizlenenleri sever.” (Bakara 222)

Onun için kendimizi tevbeden mahrum etmememiz lazımdır.

Allah-u Zülcelal hepimize hakiki bir şekilde samimi bir kalple tevbe etmeyi nasip etsin.

Amin …

Yayınlandı:  on Aralık 13, 2008 at 10:26 pm Yorum Yapın
Tags: , , , , , , , , , ,

Tevbenin Kabul Edilmesine Dair Alametler

İmam-ı Gazali Hazretleri buyurdu ki: “Tevbenin kabul edildiğine dair alametler vardır. Böyle bir kimse,

1. Tevbe ettiği günahlara meyletmez.

2. Her yerde, her zaman Allah’ın kendisini gördüğünü bilip günah işlemekten utanır.

3. Fasıklardan kaçar, salihlerle beraber olur.

4. Dünya malına tamah etmez. Ahiret için çalıştığını az görür.

5. Farz amelleri aksatmaz.

6. İşlediği günahları hatırladıkça üzülür ve istiğfar eder. Bütün azalarını günah işlemekten muhafaza etmeye çalışır. ” Böyle bir kimsenin tevbesi kabul edilmiş demektir. Kur’an-ı Kerim’ de buyuruluyor ki: “Elbette, Allah-ü Teâlâ, tevbe edenleri de, temizlenenleri de sever.” (Bakara; 222)

——————

Tevbenin kabul olmasına ilişkin birçok alâmet vardır. Abdulkadir Geylani (K.S) şöyle buyurmuştur:

“Tevbe edenin tevbesinin kabul olduğu şu dört alâmet ile belli olur:

  1. Dilini boş ve lüzumsuz sözden; yalan, gıybet ve nemimeden (laf taşımaktan) korumasıyla.
  2. Kalbinde herhangi bir kimse için kin, çekememezlik görülmemesiyle.
  3. Kötü arkadaşlardan ve yaramaz kimselerden uzaklaşmasıyla.
  4. Tevbe eden, Allah-u Zülcelal’ e taat yapmaya gayret ederek, günahlarına pişmanlıkla istiğfar edip, ölüme daima hazır bulunup, onun için hazırlanmasıyla.

İbn Abbas (R.A)’ dan rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurmuştur: “Nedamet (pişmanlık) duyan kimse, Allah’ tan rahmet bekler. Kendini beğenen kimse de Allah’ ın gazabını bekler. Ey Allah’ın kulları! Herkes ne yaparsa, ona giderek (ölüm anında gideceği yeri görerek) güzel ve çirkin amelini görmeden dünyadan çıkmaz. Amellerin değerli sonucuna bakar. Gece ile gündüz binektirler. Ahirete gitmek için üzerlerinden güzelce gidiniz, işinizi geciktirmekten sakınınız. Çünkü ölüm ani olarak gelir. Hiç biriniz Allah’ ın hilmine (müsamahakâr davranmasına) aldanmasın. Çünkü cennet ve cehennem sizden birinize ayakkabısının bağından daha yakındır.” (Ramüzü’l-Ehadis: 1/237)

Bundan sonra şu ayet-i kerimeyi okudu: “Her kim zerre kadar bir hayır işlerse onu (karşılığını) görecektir. Her kim de zerre kadar bir şerr(kötülük) işlerse onu görecektir.” (Zilzal; 7-8)

Hülasa olarak tevbenin şartları mevcut olursa, tevbe mutlaka kabul olur. Tevbenin kabul olunmasında şüphe yoktur. Akıl sahipleri için tevbe hakkında bu kadar açıklama kâfidir. Allah-u Zülcelal hepimize ‘tevbe-i nasuh’ u nasip etsin …

Hucurat İslami Blog