Yusuf aleyhisselam, iftira yüzünden zindanda iken Mısır hükümdarı bir rüya görmüştü. Korku ile uykusundan uyanıp; Ben rüyamda 7 semiz ineğin 7 zayıf ineği yediğini ve 7 yeşil başak, 7 de kurumuş başak gördüm. Eğer rüya tabiri biliyorsanız, bu rüyamı tabir edin dedi. Onlar, Biz böyle rüyaları tabir edemeyiz dediler. Hazret-i Yusuf ile zindanda kalan şerbetçi, Hazret-i Yusuf’un rüya tabir ettiğini hatırlayarak; Ben bu rüyayı tabir ettireceğim dedi. Hazret-i Yusuf’un yanına gitti. Mısır hükümdarının rüyasını anlatıp tabirini istedi.
Bir ‘keriz’ hikayesi daha…
Bir ‘keriz’ hikayesi daha… Keriz silkelemenin en temel hususlarından biri şu kanımca.
-TEVBE-
cocugum oldu..Adini Fatma koydum..Onu cok sevdim..Ve Fatma buyudukce kalbimdeki imanda onunla buyudu..Kalbimdeki isyanda azaldi onunla..
Elimde icki kadehi vardi onu icme istegiyle doldurmustum Fatma onu devirdi..daha yasi iki bile degildi..
Sanki ona bunu yaptiran Allahti!
O buyudukce kalbimdeki imanda onunla buyudu..Allaha yaklastigim her bir adimda icinde oldugum maasilerden(isyanlardan) uzaklastim biraz biraz..
Ta ki Fatma 3 yasina basana kadar..
3 Yasini bitirdiginde Fatma öldü!!
Ve Malik Ibnu Diynar devam ediyor anlatmaya:
Kizim Fatma olunce durumum vaziyetim eskisinden dahada kotu oldu..
Ve bende cevremdeki muslumanlarda olan ve beni bu buyuk uzuntuye karsi dayanmami sagliyacak sabir yoktu..
Hersey cok kotuye gidiyordu..Seytan durmadan benimle oynuyordu..Ta ki o gun geldi ve Seytan bana dediki:
“Bugun oyle bi sarhos olacaksinki daha once hic boyle sarhos olmadin!!”
Ve ben o gece icmeye ve sarhos olmaya azmetmistim..Gece boyu ictim..ictim.. ictimm!!
Oyle bir duruma gelmistimki ruyalar beni birbirine atiyordu..Taki o ruyayi gorene kadar:
Ruyamda kiyamet gunundeydim!gunes kararmis,denizler atese cevrilmis,Depremler oluyordu durmadan..
Insanlarin hepsi kiyamet gunundeydi..Insanlar zumre zumre..grup gruptu..ve ben o insanlarin arasindaydim..
Sesler duyuyordum birisi sesleniyordu:
Ey Filan oglu filan!! Cabbara hesap vermeye hadi! Diyordu ..
Ve o cagrilan insanin yuzunun rengi simsiyah olmustu duydugu o korkudan..
Bircok insane cagrildi.. ta ki kendi ismimi duyana kadar..
Ses beni cagiriyordu..Haydi Cabbara Hesap vermeye!! Diyordu..
O an cevremdeki o insane kalabaligindan kimse kalmamisti.. Kiyamet gunu..Mahser yeri bombostu..
Sonra bir anda karsimda bir fare gordum cok buyuktu(devdi),cok vahsi ve cok saldirgandi..cok gucluydu..Agzi acik bana dogru kosuyordu..
Bende duydugum korku ve dehsetten dolayi ondan kacmaya baslamistim..
Kacarken bir anda karsimda oldukca yaşli ve zayif bir adam gordum!ve ona seslendim:
-AHH!!Beni bu dev fareden kurtar!!
Bana dediki:Oglum Ben cok zayifim seni ondan kurtaracak gucum yok.Ama su yonde koş eminim kurtulusa ereceksin..
Ben onun dedigi yone dogru kosmaya basladim..Dev fare hala arkamdaydi beni kovaliyordu..Ve karsima cehennemin atesi cikti..Yuzumde hissediyordum o dehsetli sicakligi!!!
Fareyle cehennem arasinda sikismistim..
Ve kendi kendime dedimiki o an..Ben bu fareden atese dusmek icinmi kaciyorumm!!
Ve kosa kosa bana bu yolu tariff eden o zayif adama dogru kosmaya basladim..Farede pesimdeydi gittikce yaklasiyordu bana
Cok korkuyordum!!Adamin yanina geri geldim ve ona dedimki:
-Allah askina beni bu fareden kurtar yalvaririmm!
Ve yasli adam benim halime agliyordu..
Bana dediki:
Beni goruyorsun ben cok zayifim gucsuzum benim seni kurtaracak halim yok..Ama bu sefer Şu yonde koş!bu sefer insallah kurtulusa erecerksin….
Adamin dedigi yonde kostum deli gibi..Fare hala kovaliyordu bir adim arkamdan kosuyordu..Beni isiracakti az kalmisti…Ta ki karsimda o dagi gorene kadar…
O dagin ustunde birsuru bebek vardi..
Ve o dagin uzerinde bulunan cocuklarin hepsi agliyorlardi..hepside ayni seyi soyleyerek agliyor haykiriyorlardi..
Diyorlardiki:
-Ey Fatmaa!! Babana bakk! Babana Bakkk!!
Malik ibnu Diynar dediki:
O an o cocugun kizim Fatma oldugunu anlamistim..
Ve o an 3 yasinda olupte cennete gitmis bir kizim olduguna cok sevinmistim..Beni bu dehsetli korkudan(fareden) kurtarip Cennete sokacakti…
Kizim beni sag eliyle tutu ve kurtardi…
Ve sol eliyle fareyi itti..ben o an korkudan olu gibiydim..
Sonra tipki Dunyadayken oldugu gibi onu kucagima oturttum!
Bana dediki:
Ey Babacigim! Dyip su ayeti okudu bana:
ألم يأن للذين آمنوا أن تخشع قلوبهم لذكر الله
Meali: “Iman edenlerin kalplerinin Allahin Zikrine donmesinin zamani gelmedimi?”
Ona dedimki:
Kizimm!Bu fare neydi bana anlat!!
Dediki:O fare senin dunyada icinde oldugun isledigin kotu amellerindi..Onu sen besledin buyuttun ve onun seni yiyebilecek buyukluge sen ulastirdin!!
Ey Babacigimm!Sen bilmiyormusunki Dunyada islenen ameller Ahirette kiyamet gununde mucessem olarak karsimiza cikar!!
Ona dedimki:
Peki o zayif adam?
Dediki:
O Yasli ve zayif adam senin guzel amellerindi..Sen onu boyle zayif boyle gucsuz..boyle caresiz biraktinn..onu kendi haline aglattin..!!!Seni kurtarmasina izin veremicek duruma sen koydun!
Eger ben dogmasaydim ve kucuk yasta gunahsiz olarak olmeseydim seni bu dehsetten kurtaracak baska bisey yoktu!
O an uykudan aglaya aglaya uyandim!
Agzimdan cikan su kelimelerle:
Evet Allahim vakti geldi..Evett Allahimmmmmm vakti geldii!!
Hemen gusul abdesti alip giyinip camiye kosayim sabah namazina! Gunahlarimdan arinmak kendime cennet yolunu cizmek..tovbe etmek Allaha yalvarmak icinnn…
Camiye girdigim an imamin okudugu o ayet!!!
Ruyamda kizimin beni kurtardiginda okudugu ayetti!!
ألم يأن للذين آمنوا أن تخشع قلوبهم لذكر الله
Meali: “Iman edenlerin kalplerinin Allahin Zikrine donmesinin zamani gelmedimi?”
Bunlari yasayan kisi…
Tabiinlerin imamlarinin efendisi!!
MALiK BiN DiYNAR!!!
O insanlar arasinda geceler boyu aglamasiyla bilinirdi…
Ve derdiki:
Allahim! Kimin cennete girecegini,kimin cehenneme girecegini sadece sen bilirsin!
Ben bunlardan hangisiyimm???
Allahimm!!Beni cennet ehlinden eyle! Cehennem ehlinden eyleme!
Malik Bin Diynar buyuk bir tovbe etti..
Ve insanlar arasinda soyle meshur oldu:
Caminin kapisina giderdi ve insanlara seslenirdi..derdiki:
Ey asi insanlar ey gunahkar insanlar…Allahiniza donun!!Gafil insanlar….Allahiniza donunn!!!
Ey Allahtan kacan kullar..Allahiniza donunn!
Rabbin sana gece gunduz sesleniyorr!Seni cagiriyorr!!!
“BANA BIR KARIS YAKLASANA BEN BIR DIRSEK YAKLASIRIM..BANA BIR DIRSEK YAKLASANA BEN BIR KULAC YAKLASIRIM…BANA YURUYENE BEN KOSARIMM!!..
La ilahe illa ente Subhaneke…Inni kuntu min el-Zalimin(tovbe duasi)
Peygamber efendimiz bir hadis-I Serifinde soyle buyuruyor:
أن يهدي الله بيدك رجلا واحدا خير لك من الدنيا وما فيها!
Meali:
“Bir insanin hidayetine vesile olman senin icin dunyadan ve icindeki herseyden hayirlidir”
Bunu tanidiginiz herkese yollamanizi istiyorum..Cunku bildigini ogretmek haktir!
Gonderecegim kisiler bunlari biliyor demeyin,hatirlatmak efdaldir!
Belkide bir kisinin hidayetine vesile olacaksin!Ve sevaplarin en buyuklerinden kazanacaksin!
Eski muhabbetler kalmadı !
“Derdi olan dermanını arar, yolunu şaşıran bir bilene sorar ya…
İşte gönlünün derdine düşmüş birkaç kişi, zamanın maneviyat büyüğü Abdülhakim Hüseynî k.s.’ye hallerini arz etmişler.
Demişler ki:
– Efendim, uzun zamandır ziyaretinize gelip gidiyoruz. Yanınızdayken halimizde bir düzelme oluyor. Sizden ayrıldıktan sonra,
memlekete döndüğümüzde bu hal bir süre daha devam ediyor. Daha sonra halimizi muhafaza edemiyoruz. Bize ne buyurursunuz?
Hazret elini yumruk haline getirerek şöyle buyurur:
– İnsanın kalbi bu yumruk kadardır. Bunun içinde ALLAH muhabbeti olması lazımdır.
Sonra orada yanan ışığı göstererek sözlerine şöyle devam eder:
– Şu anda ışık yanıyor, etraf aydınlık. Bu ışık sönerse etraf karanlık olacak. Aynı anda hem ışık, hem karanlık olmaz. Kalbin durumu da böyledir.
Onun içinde ALLAH muhabbeti olması lazımdır. ALLAH muhabbeti yoksa başka şeyler vardır. Başka şeyler olunca kalbe ALLAH muhabbeti girmez. ALLAH muhabbetini elde etmek için de şu dört şeye devam etmek gerekir:
Mürşidi ziyaret, mürşid sohbeti, rabıta, vird…
Manevi ilim sahibi ALLAH dostları gönül doktorlarıdır. Nice hasta gönüller, onların ilaçlarıyla derman bulmuştur.
Doktora ve ilaca güvenmek, tedavinin başıdır.
“Eski muhabbetler kalmadı..” “Ah ne günlerdi o günler!” gibi ifadelerle muhabbetsizlikten yakınan birçok kardeşimiz var.
Demek ki muhabbetin eksikliğini hissediyorlar. O zaman şöyle bir düşünelim:
ALLAH, eskiden de, şimdi de, gelecekte de kullarına lütuflarda bulunur. Önceden muhabbeti veren ALLAH şimdi de verir. Halihazırda muhabbetli nice kardeşlerimiz var.
Yüce Mevlâ, acizliğinin farkına varan, muhtaç olduğunu hisseden ve tevbe eden kuluna merhamet eder, kalbine muhabbetini koyar. O kul bu muhabbet ile bütün müminleri sever ve hayırlarda yarışır.
Ama bu muhabbeti kalpte korumak, hatta çoğaltmak gerekir. Bu manevi bir sermayedir.
Bu da ancak maneviyat rehberlerinin tavsiyelerine uymakla mümkündür.
Hayata Muhabbet Tadı
Abdülhakim Hüseynî k.s. Hazretleri’nin yukarıdaki sohbetini esas alarak, hayatımızı manevi muhabbetle tatlandırmak, kardeşlik ruhunu diriltmek için önceliklerimizi şöyle sıralamamız mümkün:
ALLAH’ın samimi bir kulu ve Efendimiz s.a.v.’in sadık bir ümmeti olan, O’nun sünnetini adım adım takip etmeye çalışan bir gönül eriyle dostluk kurmak. Onunla birlikte tevbe etmek, böylece bir milat, bir başlangıç yapmak…
Şefkat nazarıyla kalbimizi ve yolumuzu aydınlatacak böyle bir ALLAH dostunu hayatımızdaki en büyük nimet olarak kabul etmek, ALLAH’ın en büyük ikramı olduğunu bilmek.
Onu sık sık ziyaret ederek, gıyabında da gönül bağı demek olan manevi rabıta ile yakınlığımızı pekiştirmek.
Tevbeyi hayat tarzı haline getirmek. Her günü, her hatırlayışı, her unutuşu tevbe vesilesi görmek, böylece gerçekten özür dileyebilen insan olmaya çalışmak.
Etrafımızda bulunan insanları da bu muhabbet sofrasına davet etmek, onların da tevbe etmelerine vesile olmaya çalışmak.
Bizim, her şeyimizin sahibi olan Yüce ALLAH’ı hep hatırlamak, her adımda O’nu hesaba katmak, O’nun hoşnutluğunu ve sevgisini kazanmak için sürekli zikri hayatın merkezine yerleştirmek.
Üstlendiğimiz günlük virdi aksatmamak.
Bu hassasiyetle yaşayan kardeşlerimizle beraber bir sohbet ağı oluşturmak.
Dostluklarımızı, arkadaşlıklarımızı, derneklerimizi, heyetlerimizi bu önceliklerin asla göz ardı edilmediği bir çerçevede tutmak…
Gönül erleri, kalpleri manevi muhabbetle dirilten reçeteyi asırlardır böyle uygulamışlardır.
Biz de bu hususları günlük yaşantımızın öncelikleri haline getirdiğimiz takdirde ALLAH’ın izniyle hayırlı geçmişimizin yolundan gitmiş oluruz.
Mehmet IŞIK “
Kaynak: Menzil.net
Tevbeyi tehir etmek
Bir veli; otuz senelik bir terziye sormuş.Neden hala tövbe etmiyorsun da günahlı hayata devam ediyorsun?
- Nasıl olsa demiş terzi,can boğaza gelinceye kadar tevbenin vakti var.o zaman tövbe eder,kurtulurum demiş.
Marangozun Pişmanlığı
”Yapabileceğinden daha fazlasını yapamayacak hiç kimse yoktur” . (HENRY FORD)
Yaşlı bi marangozun emeklilik çağı gelmişti.Yanında çalıştığı müteahhite;yapmış olduğu ahşap ev inşa işini bırakmak,eşi ve çocuklarıyla birlikte daha rahat, daha huzurlu
bir hayat sürme isteğinden bahsetti.müteahhit ,yıllardır birlikte çalıştığı emektar marangozunun iş bırakma isteğine oldukça üzüldü.Fakat ondan,kendine bir iyilik olarak,son bi ev daha yapmasını rica etti. Marangoz, bu son olsun diye istemeye istemeye teklifi kabul etti ve işe girişti.Ne varki gönlünün,yaptığı işte olmadığı her halinden beliydi.Bundan dolayı baştan savma bir işçilik ve kalitesiz malzeme kullandı.Ömrünü verdiği mesleğine öyle bir eserle son vermek ne büyük talihsizlikti!..
Marangoz,ev bittiğinde müteahhite teslim etmek üzere kendisini çağırttı,işveren,evi gözden geçirmek için geldi.Şöyle bir baktıktan sonra dış kapının anahtarını marangoza uzattı. ”Bu ev senin.”dedi.”Yıllarıdır süren emeklerini karşılığı sana benden hediye.”Marangoz şoka girdi.Ne kadar utanmıştı!Keşke yaptığı evin kendisinin olduğunu bilseydi.O zaman onu öyle yapar mıydı?
Unutmayın! herkes kendi hayatının marangozudur.Herkes gün be gün kendi hayatını inşa eder;bir çivi çakarak, bir tahta koyarak veya duvar dikerek….Evet bugün aldığınız kararlar,ortaya koyduğunuz davranışlar,sarfettiğiniz sözler,yaptığınız tercihler yarın yaşayacağınız evin malzemeleridir.Elinizden gelenin azını değil, fazlasını yapın ki o evin içinde uzun yıllar huzurla yaşayabilesiniz.
teslim etmek üzere kendisini çağırttı,işveren,evi gözden geçirmek için geldi.Şöyle bir baktıktan sonra dış kapının anahtarını marangoza uzattı. ”Bu ev senin.”dedi.”Yıllarıdır süren emeklerini karşılığı sana benden hediye.”Marangoz şoka girdi.Ne kadar utanmıştı!Keşke yaptığı evin kendisinin olduğunu bilseydi.O zaman onu öyle yapar mıydı?
Unutmayın! herkes kendi hayatının marangozudur.Herkes gün be gün kendi hayatını inşa eder;bir çivi çakarak, bir tahta koyarak veya duvar dikerek….Evet bugün aldığınız kararlar,ortaya koyduğunuz davranışlar,sarfettiğiniz sözler,yaptığınız tercihler yarın yaşayacağınız evin malzemeleridir.Elinizden gelenin azını değil, fazlasını yapın ki o evin içinde uzun yıllar huzurla yaşayabilesiniz.
İNAN SENDE ÖLUCEK VE BUNU YASIYACAKSIN…
Bir anda uykudan kalktim
çok ilginç bir ışık gördüm ama odanın ışığı kapalıydı
bir baktım saat 3:30 gece facir vakti
peki gördüğüm bu kadar ışık nerden
—–
birden şaşırıp kaldım baktım ki elimin yarısı duvarın içinde
hemen elimi çıkardım korku içinde oturup elime bakıyordum
tekrar elimi duvara dogru uzattım yine elim duvarın içine giriyordu!!!!!!!!
–
bir gülümseme sesi duydum
Yüzümü kardeşime dogru çevirdim, yatıyordu
korku içinde yatağımdan kalkıp kardeşimi uyandırmaya gittim
ama cevap vermedi
annemin odasına doğru gittim
babamı uyandırmaya çalıştım
birilerinin bana cevap vermesini istiyorum ama kimse cevap vermiyordu
annemi uyandırmak üzereyken, baktım ki annem uykudan uyandı
uykudan uyandı ama benimle konşmuyordu
—
bismillahirrahmanirrahim diyordu ve tekrarlıyordu
babamı uyandırdı, kalk kalk bir bakalım çocoklara dedi annem
şimdi zamanımı bırak uyuyayim yarın ola hayr ola dedi babam
ama annemin israrı üzerine babam kalkıverdi şaşkınlık içerisinde beraber odamıza doğru geldiler
—
başladım bağırmağa, anne, baba ama hiç birisi cevap vermiyordu!!!
annemin elbisesini çekiyor beni dinlemesini istiyordum ama annem beni hissetmiyordu!!!
başladım annemin arkasından yürümeye ta bizim odaya kadar
odamıza girdi ve ışıkları açıverdi
ama benim için fark etmiyordu çünkü benim için her taraf ışıktı
tam o sırada çok ilginç bir şeyle karşılaştım
—
kendi vücüdumu gördim!!!
evet kendi vücüdumu
oturup kendi kendimi seyredıyordum, iki taneydim
kendi kendime soruyordum kimdir bu acaba? Nasılda bana benziyor!!!
başladım kendi kendimi uyandırmaya, bu kabustan kurtulayım diye
ama uyanamadım
—
babam dedi ki bak yatıyorlar işte hadi yerimize gidelim
ama annem sakin olamadı ve benim uyuduğum yatağa doğru gelerek
beni uyandırmaya başladı kalk muhammed kalk bana cevap ver
ama cevap veremiyordu!!!
bir kaç defa uğraştı ama yok. Birden baktım ki babamın gözlerinden yaşlar dökülüyor
o babam ki şimdiye kadar onun göz yaşlarını görememiştim
bağırışmalar başladı oracık yerden .. kardeşim uyandı ve sordu ne oldu?
annem ona bağırarak, abin muhammed olmüş çok acıklı bir şekilde ağlıyordu
—
bağırmalar fazlalaştı
anneme giderek, anne ağlama ben burdayım bak bana!!
ama kimse bana cevap vermiyordu, neden?
oturup bağırmaya başladım, burdayım bakın işte
ama kimse cevap vermiyordu
başladım bağırmaya ya rabbi, ya rabbi ne olur beni bu rüyadan ve olduğum durumdan kurtar
—
uzaktan bir ses duydum ve geldikçede yükseliyordu
bu ses allah’u taalenin bir ayeti idi
((andolsun sen bundan gaflette idin, derhal biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir))
birden iki kişi beni tuttular, ama insan değillerdi
çok korktum !!
başladim bağırmaya, bırakın beni, siz kimsiniz? Ne istiyorsunuz?
kabire kadar senin gardiyanlarınız dediler
—-
ben ölmedim, daha yaşıyorum dedim
neden beni kabire götürüyorsunuz? bırakın beni!! Ben hissediyorum, konuşuyorum ve görüyorum, ben ölmedim
bana gülümseyerek cevap verdiler
dediler ki, ey insanlar sizzler çok ilginç yaratıksınız, sanıyorsunuz ki ölüm hayatın sonudur ama bilmiyorsunuz ki asıl olan sizin yaşadığınız hayat bir rüyadan ibaret olup öldüğünüz zaman uyanıyorsunuz.
beni kabire doğru çekiyorlardı hala
yoldayken baktım ki benim gibi insanlar ve yanlarında da aynı o iki yaratıktan var, kimi ağlayor kimi gülüyor ve kimi ise bağırıyordu
onlara sordum neden böyle yapıyorlar?
dediler ki, bu insanlar şaşkınlık içerisindeler, nereye gittiklerini biliyorlar, kimisi dalalettedir.. korku içinde sözlerini keserek sordum:
ateşe gidiyorlar mi yani?
evet dediler ‘
konuşmalarına devam ederek, o gülenler ise cennete gidiyorlar
hemen sordum onlara, peki ben nereye gidecem??
dediler ki, sen bazen iyi gidiyordun, bazende kötü
bazen tövbe edip ertesi gün günah işliyordun ve izlediğin yol tam olarak belli değildi
ve hep öyle yitik kalacaksın
sözlerini korku içerisinde keserek sordum:
yani ben ateşemi gidiyorum yoksa?
Onlarda, Allahın rahmeti geniştir ve yolculukta uzundur dediler
—
yüzümü çevirdim korku içerisinde baktım ailem, babam, amcam, kardeşlerim ve akrabalarım hepsi
Bir sandık içinde beni taşıyorlardı
Onlara koiarak gittim ve onlara dedim ki benim için dua edin lütfen
Ama kimse bana cevap vermiyordu
kimi ağlıyordu kimi ise hüzünlüydü
Kardeşime giderek, dikkatli ol dünyanın fitnesi seni kandırmasın
Beni duymasını çok isterdim
O iki melek beni kabirdeki cesedimin üzerine bağladılar
baktım ki babam toprak atıyor üzerime
Kardeşlerim topak atıyor
Ordaki insanlar hepsi üzerime toprak atıyordu
—-
dedim ki, ahh keşke onların yerinde olsaydım Allaha tevbe etseydim
dün sabah namazımı kılsaydım
Keşke her gün rabbime dua etseydim
Keşke her gün tevbemi yenileseydim
Keşke kötülüklerden uzak dursaydım
Başladım bağırmaya, ey insanlar dikkatli olun dünya hayatı sizleri kandırmasın
en azından birisinin beni duymasını çok isterdim
Peki sen beni duyuyormusun ???
***süphanallah ve bihamdihi.. süphanallahul azim
Allah Kullarını , onlar farketmese de Korur
Zünnun-i Mısri’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir :
Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor. Çok korkmuştum. Beni onun şerrinden koruması için Cenab-ı Hak’ka sığındım. Akrep nehre geldiğinde, sudan büyük bir kurbağa çıkıp akrebe doğru geldi. Akrep kurbağanın sırtına binip suyun üzerinde yüzüp gittiler.
Bu bana çok şaşırtıcı gelmişti. Ben de onların nehrin kenarında takip ettim. Nehrin karşı yakasına geçtiklerinde, akrep kurbağayı bırakıp dalları büyük, gölgesi çok olan bir ağacın yanına gitti.
Bir de baktım ki, ağacın altında Allah’a asi bir genç mışıl mışıl uyuyor. Kendi kendime:
“La ha’vle vela kuvvete illa billah. Bu akrep nehrin ötesinden buraya kadar, bu genci sokmak için geldi”
dedim ve içimden, akrep gence yaklaştığı zaman hemen akrebi öldürmeğe karar verdim. Akrebe yakın bir yerde durdum.
Bir de baktım ki karşıdan büyük bir yılan, genci öldürmek için, gence doğru geliyor. Bu sırada akrep yılanın üzerine hücum etti ve başını sokmaya başladı. Akrep yılanın ölmesine kadar başını sokmaya devam etti. Yılan öldükten sonra akrep nehre döndü.Kurbağa da onu orada bekliyordu. Akrep tekrar kurbağaya binip nehrin öte yanına geçti. Ben de arkalarında bakakaldım.
Sonra gencin yanına geldim, o hala uyuyordu, akabinde baş ucunda kendi kendime şöyle dedim :
- Ey uyuyan genç; Allah seni, sen fark etmesen de karanlığın içindeki her türlü kötülükten korur. Sen uyusan bile Allah uyumaz. O kullarına çok merhametlidir. dedim.
Genç benim bu sözlerim üzerine uyandı ve başından geçen olayları kendisine anlattım. Genç hemen tevbe etti. Bütün yapmış olduğu kötü davranışlarından vazgeçip, iyilerden oldu ve ölünceye kadar hayatı böyle devam etti.
Allah ona rahmet etsin.
Kaynak : Ahmed Şihabuddin El-Kalyubi’nin,”Dini Hikayeler” adlı kitabı.